ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

Tanzimat Dönemi’nin “Şair-i Azam” ı Abdülhak Hamit Tarhan, 1852 yılında dünyaya gelmiş ve Tanzimat sonrası bütün edebî ve siyasi devirleri yaşamış şair ve yazardır. Aristokrat bir aileye mensup olan Abdülhak Hamit, özel hocalarla başladığı eğitim hayatına ailesinin isteği üzere bir süre Paris’te devam etti. Paris’ten İstanbul’a gelince İstanbul’da Fransız okulunda eğitimini tamamladı.

Memuriyet hayatının başlaması Abdülhak Hamit için edebiyat hayatının da başlangıcı sayılabilir. Sadaret Kalemi’nde çalışırken Ebuzziya Tevfik ve Recaizade Ekrem ile tanıştı, Hafız Divanı okumaları yaptı. Namık Kemal’in Avrupa dönüşünde O’nu ziyaret ederek edebiyat çevresine iyice alışmış olduğunu hissettirdi.

21 yaşında, içeriği Tahran izlenimlerinden oluşun ilk eseri “Macera-yı Aşk” piyesini yazdı. Tahran’a memuriyet hayatına başlamadan önce babasının büyükelçi olarak atanmasıyla gitmiş, babasının ani vefatıyla İstanbul’a dönmüş ve daha sonra memuriyete başlamıştı. Macera-yı Aşk piyesinde din ve gelenek unsurlarının sevenleri birbirinden ayıran unsurlar olduğu üzerinde durulmuştur.

Hayatına Fatma Hanım’la birlikte devam etme kararı aldıktan sonra da yazmaya devam etti. Poti (Rusya) Başkonsolosluğu görevine getirildikten sonra görev değişikliğiyle Golos (Yunanistan) Başkonsolosluğu görevine geldiğinde eşi Fatma Hanım’ın vereme yakalandığını öğrendi. Bu sırada kendisine Bombay Başkonsolosluğu teklif edilmiş ve kendisi de kabul etmişti. Eşiyle beraber yola çıktığında Fatma Hanım’ın hastalığının artması sebebiyle yolculuklarını yarıda keserek Beyrut’ta yaşayan ağabeyi Nasuhi Bey’in yanına geldiler. Vereme yenik düşen Fatma Hanım, Beyrut’ta vefat etti.

Eşinin vefatının acısıyla daha sonraları adıyla özdeşleşecek olan en ünlü eseri “Makber” i yazdı. Hamit, ölümü sadece varoluşsal bir sorun olmak çizgisinden çıkarıp farklı bir bakış zenginliği ile bu şiirinde değerlendirmiştir. Bu şiirin en önemli özelliği ve kendinden önce yazılan ölüm temalı şiirlerden farklı olarak ölümü, bir dert yanma ya da bir sızlanma olarak ifade etmemesidir. Bunda Hamit’in Batılı şairlerin ölüm tasvirinden etkilenmesi büyük rol oynamıştır.

Yazmaya ara vermeden devam eden Şair-i Azam, edebi çevrede gerçek kimliğini bulmuştu. Kendisine yapılan eleştirilere verdiği cevaplar ününü daha da arttırdı. Londra Büyükelçiliği başkatipliğine atandığında eserlerini yayınlamaya devam ediyordu. Londra’da Nelly Hanım’la evlendi. Londra Büyükelçiliği başkatipliğinden sonra da Lahey Büyükelçiliği’ne atandı. 1900 yılında Nelly Hanım’ın rahatsızlanması üzerine İstanbul’a döndüler. Ülkenin siyasi durumu Şair-i Azam’ın yazılarının içeriğine de yansımıştır.

Şiirlerinde romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi gibi konular üzerinde durmuştur. Tiyatro alanında önce Namık Kemal’in, daha sonra Batılı yazarların oyunlarını örnek almıştır ve sanatçının yazdığı tiyatrolar sahne tekniğinden uzak oyunlardır. Sahnelenmek için değil, okunmak için yazmıştır.

1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra 1928’de İstanbul Milletvekili oldu ve ölene kadar görevine devam etti. 1937’de vefat eden Abdülhak Hamit Tarhan devlet erkanının da katılımıyla Zincirliği Kuyu Mezarlığına defnedildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir