ACZİYET SAATİNDE

“…

Ömrümün sonu gelmez yılında,

Bekledim sevdamın sevgilisini.

Sen gelmedin diye;

Hayatımı eksiklerle tamamladım.

Suskunluğumun uğultulu anında;

Şair ruhum dillenir oldu,

Konuşmadım seni yazdım.”

 

Ömrümüz, beklemekle geçti. Ömrümüz, eksik parçalarımızı başka eksiklerle tamamlamakla geçti. Ömrümüz, sevebildiğimiz bir de kavuşamadıklarımız kadar kıymetliydi çünkü. Ve biz, kavuşmak istediklerimiz kadar kıymetliydik. Bu sebeptendir, her insanın eksikleriydi aslında onu tanımlı kılan. Bütün büyük aşklar, Züleyha’ya, Aslı’ya, Şirin’e ve Leyla’ya kavuşamamakla dillere düştü, büyüdü, büyüdü ve dillere destan oldu. Yusuf’ta, Kerem’de, Ferhat’ta ve Mecnun’da sevgilisine tam kavuştum derken vazgeçti. Hep kavuşmak isterken sabırlarıyla dünyadan vazgeçtiler. Sabırla beka istediler, sabırla aşkı verene yöneldiler.  Evet, vazgeçmek onların ne kalplerinde, ne de akıllarında vardı. Vazgeçtikleri sevdaları değildi zaten. Sevmeye daha sıkı tutundular. Sevmek, en zor imtihanlardan biri olsa gerek. İnsan severse eğer, karşılık beklemez, çıkar gözetlemez, kazanamasa da kaybetmek istemez. Sevmek, çıkmazların duygusu, imtihanın en büyüğü… Onlar, bu imtihanı başarıyla aştılar. Sevmek, insanın farklılaştığı, kendini unuttuğu ki kendini bulduğu, kalbine kendinden daha büyük bir yük taşıttığı ve ardından ne kendini, ne kalbini ve ne de yükünü taşıyamadığı, taşıyamayıp altında ezildiği tek duygu. Daha güzel bir yük yoktur sanırım, insana sevmekten başka. Sevmek, ne kavuşmak demek, ne mutlu olmak. Sevmek, susmak ve beklemek… İşte bu yüzden, kalemle kâğıdın buluşması. Bu sebepten, mürekkebin bütün terini kâğıda akıtması. Sevmekle yola çıkıp sayfaları süsleyen bütün şiirler, bu yüzden. Vuslata erişmek için hepsi. Hiçbir mektup karşılıksız kalmaz bilirim. Kağıda inci gibi işlenen kelimeler gideceği adresi en doğru bilendir, bilirim. Vuslat kalemin kağıtla buluşmasıyla başlar, bilirim.

En çok gürültü, sessizliğin hâkim olduğu vakitlerde ortaya çıkar. Konuşmak bazen sessizliği bozmakla kalmayıp insanı vuslattan uzaklaştırır. Sevdanın en büyüğü gizli olan değil midir? Sessiz ve içten olan… Susmak, gizli bir kavuşmaktır bazen. Düşünmek, düşünmek ve düşünmek… Kalbindeki ritme isim vererek düşünmek. Konuşmadan yazmak sonra aklındakileri… Sevmek, yazmak olsa gerek bazen, diline dökemediklerini, söylemeye kıyamadıklarını ve ulaşamadıklarını.

Hüznü, ayrılığı, kavuşamamayı ve imkansızlıkları konu alan bütün hikayelerin aslı, başkadır aslında. Hep kavuşmuştur ayrı kalanlar. Arka sokaklar, kavuşamayanların hikâyesiyle dolu olsa da, sokak bittiğinde, insan çıkmaza girdiğinde asıl yolunu bulmuştur çünkü. Çaresizlik, en doğru yol göstericidir insana. İnsan acizse dik durmalıdır aslında, insan acizse boynunu bükmemelidir. Boynu bükükler, aciz olduğunu düşünüp arka sokaklarda gezenlerdir diye düşünüyorum. Doğan bebeğin ağlaması, üzülen kalpten gözyaşı akması, hikayelerin kavuşamamakla son bulması çıkmazda olduğu içindir. Bütün çıkmazlar, insanın bütün azalarıyla hakka yönelmesi içindir.

Dünya, arka sokaklarla süslü çıkmazlar durağı. Ömür, sonsuz mükemmellikten yaratılmış acziyet saati. Kavuşmak için aciz kalmak gerekir. Peki, arka sokakların sonunda, mutluluğun ve birlikteliğin beraberinde doğru adres yok mudur? Elbette vardır. Vuslatın ne vakti bilinir, ne adresi. Ama çıkmazların sonu bellidir, arka sokakların çıkaracağı adresi bileni görmedim daha. Peki ya ne yapmalı? Şahsıma adres soranlara, arka sokaklarda yer alan, tahminler üzerinden dinlediğimiz adreslere ulaşmak için yuvarlama adımlar atmaktansa acziyetimize sığınıp çıkmaza sürüklenmeyi tavsiye ediyorum. Sevmenin acziyetle, kavuşmanın bekleyip ulaşamamakla, dünyanın çıkmazla ilişkisini sorgulama lütfen. Et ile kemik gibi, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi sevmek ve acziyet…

Ömür; önsözü olmayan, sayfa sayısı bilinmeyen, son bulduğunda birçok olay örgüsünün hâlâ tamamlanmadığı fark edilen ve insanın kafasında hep yarım kalmış, eksik bilgilerle insanı düşünmeye, sorgulamaya ve ders çıkarmaya yöneltmiş, fakirlikten mürekkebini almış, firakla kaleme dökülmüş ve acziyetle ciltlenmiş bir kitap. İçinde yazılanlar kadar kapağı önemli. Kapağı kadar içindekiler… İnsanın ömür kitabının çoğu sevgi cümleleriyle başlar. İnsanın ömür kitabında beklemenin yeri çoktur. İnsanın ömür kitabında ulaşamadıkları kıymetlidir, ulaşmak istedikleri ve ulaşmayı bekledikleri…

Sevgili ömür. Şükür. Bugün de sevebildik. Bugün de kalemi elimize alıp susabildik. Bugün de kaleme kâğıda sarılıp bekleyebildik.

Sevgili okur. Sen de sev. Sen de sus ve bekle. Kavuşamadıkların için, beklediklerin ve sustukların için sen de şükret. Ve sen de kâğıdı kalemi eline al. İçinden geçen, konuşmaya kıyamadığın, kalbinle aklının uyuşmadığı ne varsa sevmeye dair, sen de yaz.

Sevgili okur; acziyetimizle dik durduğumuz, firakla vuslata erdiğimiz, mürekkebimizin sevmekle kağıtlara döküldüğü kitaplarda buluşalım…

Sevgili ömür ve sevgili okur, acziyetle kal.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir