Ankara

Ankara, topraklarında çeşitli medeniyetlere ev sahipliği etmiş, zengin kültürel mirasıyla günümüze kadar varlığını sürdürmüş, Türkiye’nin kalbi olarak nitelendirilen ve Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkemize başkentlik eden bir kent.

Ankara’nın tarihinin çok eski zamanlara dayandığı tarih kitaplarında yazar. Bu kitaplar Hititler, Frigyalılar, Persler ve Romalılardan bahseder. Bütün bu uygarlıklardan bir iz taşır Ankara. Gordion, Augustus Tapınağı, Roma Hamamı ve dahası bu izlerden bazılarıdır. Bunlar hemen her gün onlarca insanın önünden geçtiği, tarihe tanıklık etmiş mekânlardır.

Yönümüzü günümüz Ankara’sına çevirdiğimizde ise şehirle özdeşleşmiş simgelerini görürüz. Anıtkabir, Atakule, Kale ve tarihi Beypazarı evleri herkesçe bilinen, “Ankara” denilince akla ilk gelen yapılardandır. Her biri görülmeye değer bu yapılar, Ankara’nın dış görünüşünü yansıtır. Hakkında kaynaklardan edinilen bilgilerin yanı sıra, Ankara’ya biraz da Ankara’da yaşayanların gözünden bakmakta fayda vardır. Çünkü şehirler yapıları, doğası veya konumundan ziyade, içinde yaşattıklarıyla şehir olma özelliği kazanırlar.

Bir başkent olarak Ankara, birçok insanın gördüğünün aksine, yalnızca gri binalarla kaplı bir şehir oluşuyla sınırlı değildir. Her şehir gibi içinde bir hayat barındırır. Karanfil’de canlı müziği, Tunalı’da kuğuları, Ankara Kalesi’nde günbatımı, Hacı Bayram’da ramazanıyla Ankara’ya atfedilen haksız nitelikleri bertaraf eder.

Ankara, ilk defa gelenlerin başta önyargıyla yaklaştığı, sevemediği ancak zamanla içine işlediğini hissettiği bir şehirdir. Okumaya gelen öğrenciler, çalışmaya gelen memurlar ve hatta Ankara’yı denizsiz oluşuyla suçlayanlar bile zamanla fikrini değiştirir. Sonra bir gün bir bakmışsınızdır, Ankara sizin şehriniz olmuştur. Çünkü bu şehrin gri binalarının gün batımında boyandığı parlak kızıl rengi, gevrek Ankara simidi eşliğindeki çay sohbetlerinde gülen insan yüzleri ve ayazına inat kurulan sıcak dostlukları vardır. Uğruna alacalı şiirler, içli türküler yazılmamıştır yeterince ancak Cemal Süreya’ya

“Bende tarçın sende ıhlamur kokusu,

Yürüyoruz başkentin sokaklarında”  

dizelerini kaleme aldırmış sokaklara sahiptir.

 

Tarihi ve sembolik yapıları, kendine özgü heykelleri ve akşamları şehir ışıklarıyla daha da görünür olan Anıtkabir-Atakule-Kocatepe Camii manzarasının yanında, bitmek bilmeyen yokuşları, yağmurlu günlerde göle dönen yolları, insanı çileden çıkartan trafiği, yüzleri buz tutturan soğuğu ve düzen içindeki karmaşası ile Ankara, yaşamaya ve de sevilmeye değer bir şehirdir.

Yani Metin Altıok boş yere ”Ankara, benim aziz kentim; Ölürsem senin toprağına gömülmek isterim” dememiştir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir