BEYAZ KARTAL’IN ACELESİ VARDI

Bizler insanız yani hem vefayla iç içe hem de vefasızız. Bazı şeylerin, özellikle insanların değerini kaybettikten sonra anlarız. Bu her zaman için böyle olmuştur. Sevdiğimiz, en çok sevdiğimiz insanı dahi kaybettikten sonra “Keşke şöyle şöyle yapsaydık, keşke şunları yaşasaydık” dediğimiz birçok zaman olur. Pişmanlık daha biz doğarken iliştirilmiş yakamıza, gönlümüze.

 

Bahaettin Karakoç. 88 yaşında Refik-i Ala’ya kavuştu. Hani o şiirlerinde hep “aceleyle” bahsettiği Refik-i Ala’ya.

 

“Yarına hükmüm geçmez, heybemde azığım yok.

Ecel pusuda bekler ve benim acelem var

Karanlığın çiğ sesi kalkansız karşılanmaz

Çırpınır tutunacak dalı olmayan kuşlar

Benim de acelem var!…”

 

Bahaettin Karakoç, şair bir ailenin ilk çocuğu olarak gözlerini açtı bu ölümlü dünyaya. Ailesi ilimle uğraştığı için oyuncaklardan daha çok kitapları gördü, onlarla oynadı, onlarla içli dışlı oldu. Okudu, okudu, okudu. Okuduklarıyla gönlünü harmanladı ve yazdığı bütün şiirleri kendi hayatının içinden örneklerle bezedi.

 

Kendine has üslubu, şiiri kendi aromasıyla bezemesi ve şiire bir enstrüman olarak bakması sebebiyle her zaman farklı bir şair olmuştur. “Ölümü yaşayan” dizeleriyle ölümü öldürmeye ta genç yaşlarda başlamış, 53 yaşında yazdığı “Bir Çift Beyaz Kartal” adlı kitabıyla sonsuza kadar “Beyaz Kartal” olarak anılmasının ilk temelini atmıştır. Hâlâ daha “Beyaz Kartal” ve “Dede Korkut” denilince akla gelen ilk kişi kendisidir.

 

Ne kadar okursak okuyalım, ne kadar yazarsak yazalım kendisini tanımadan tam manasıyla anlatmaya asla gücümüzün yetmeyeceğini biliyoruz. O yüzden şimdi sözü dostlarına bırakıyoruz:

 

Bahattin Karakoç’un sanatı hakkında Prof. Dr. Sadık Kemal Tural “Bahattin Karakoç kırk yıllık şiir maceramızın dünyasında kendi şiir tekkesinin şeyhi olanlardan. Üslubu, hassasiyeti ve form kullanmasıyla adeta bir şiir şeyhi” derken, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun; “Karakoç şiir altın arayıcısıdır, fakat yalnız altın arayıcısı değil, o bir dil kuyumcusudur da. Ay’ı güneşi, dağı düzü, geceyi gündüzü bir mücevher halinde bize sunar. Ve müthiş bir söz virtüözüdür. Kelimeyle, şiirle bizi büyüler ve kendini de bizi de uçsuz bucaksız hayal alemlerinde uçurur” demektedir.

 

Vefasızlığımızı, Beyaz Kartal’ımız – Dede Korkut’umuz üzerinde kullanmadan önce şiirlerini okuyup onun gibi anlamaya, onun gibi yaşamaya muhtacız. Bir şairi, şiirlerini yaşamış bir şairi anca böyle anlayabiliriz ve ancak bu şekilde onun gibi her daim güzelliklerle anılabiliriz.

 

Refik-i Ala rahmet etsin. Vardığı yeri, vuslatı eylesin.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir