BİR İCAT DÜŞÜNÜN…

Bir icat düşünün… Öyle bir icat ki toplumlar tarafından çok sevilecek. El üstünde tutulacak, hatta başının üstüne danteller örtülecek (Dantel deyip geçmeyin, örneğini alması bile bir gününüze mal oluyor). O dantel yüzünden evlerde tatlı mı tatlı çekişmeler yaşanacak. “Kaldır artık şunu hanım!” demeler gibi. Dantelli icat çok sevilecek. Dantelin modası geçse de onun modası geçmeyecek, hala el üstünde tutulup çok sevilecek.

Bir icat düşünün… Önce siyah beyaz, sonra allı morlu, ondan önce de görüntülü ama sessizi. Bizim Charlie Chaplin’e güldüğümüz zamanlar… Ve bir de onun arkadaşı sesli ama görüntüsüz olanı. Bu görüntüsüz sesli de az mı temsil dinledik. Polisiyeler az mı dönmedi seslerin cızırtısında. Bizim düşündüğümüz icada dönelim. Bu icadı evine taşıyan yaşanan olaylardan kısa bir sürede haberdar olacak. Modaya uyum sağlayacak, yüzlerce hatta binlerce kitap okumuş kadar bilgi sahibi olacak(!), yaşamından kesitler sunacak.

Bir icat düşünün… Geçmiş icatları bu icatta görebiliyorsunuz, dokunamasanız da. Yine de bu icat dokunamadığınız icatların nerede test edildiğini veya edilebileceğini size tarif ediyor. Siz de o icadı görmek için seyir defterinize yeni bir sayfa açıyorsunuz. Ve o icada sahip olabiliyorsunuz. O icat sayesinde başka bir icada sahip olmak. Mükemmel değil mi?

Bir icat düşünün. Yemenize içmenize karışıyor, pardon karışıyor mu dedim; yemenizi-içmenizi düzenliyor, size diyetler salık veriyor. Diyor ki; ekmek yemeyin, zararlı, ama arada kaçamak yapabilirsiniz. Şöyle acılısından lahmacuna da her zaman hayır demeyin. Bir de bol bol ceviz yeyin. Sonuçta ceviz satıyoruz şurada. Sizin de inceden haberiniz olsun. Bizim cevizler çok güzeldir. Adamı güçlendirir, kuvvetlendirir. Bu icat bildiğin hastane. Peh peh!

Bir icat düşünün… Psikolojinize ve kişisel gelişiminize epey destek oluyor. Delireni bile iki günde iyi ediyor. Mazhar Osman mısın sen mübarek! Ki, o da hastanesiyle bilinir. Yoksa deli yine deli, ne münasebet! Her hastalık bir iz bırakır bedende diye okumuştum ben oysa. Demek ki yanlışmış. Bakarsın yarın uzmanlardan bir uzman çıkar benim bildiğim şekilde konuşur. Kim bilir.

Bir icat düşünün… Sizi evlendiriyor, boşuyor, kaybettiklerinizi buluyor. Sherlock Holmes misin sen mübarek! Ki, o da Sir Arthur Conan Doyle’un satırlarına hapis bir roman kahramanıydı. Sherlock olamasa da Eros olabilir. Hani şu aşk okunu tam isabet vuran Yunan Tanrısı.

Bir icat düşünün… Onu evlerine ilk alanlar önce korktular. Korkmalarının sebebi geleceği görmelerinden değil, anı yaşamalarındandır. Üzerlerine otuz metre uzunluğunda beş metre genişliğinde bir gemi gelmektedir. Kaçacak delik aramışlardır bu devasa gemi üzerilerine gelince. Bir anda silah patlamıştır. Kim ateş etti diye etraflarına bakmışlardır gariplerim.

Bir icat düşünün… Aileyi bir araya toplayan. Çekirdek, çay, meyve, tatlı yerken, hatta yemek bile yerken yanı başınızda size sizi anlatan. Sahi size sizi anlatan bir icadı almak nasıl bir duygu? Siz ve size sizi anlatan bir icat! Elbette güzeldir. Ayna mısın sen mübarek! Ki, o da “var mı benden daha güzel bu dünyada?” diye soranlara da hizmet etmiş, tarağın yanında o gül çehrelinin cennet misali bakışlarına hediye diye de sunulmuştur. Ayna, sen hem ne güzel hem de ne çirkin bir şeymişsin öyle! Hamd Allah’a mahsustur. Allah’ım, yaradılışımı güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.

Bir icat düşünün… Onda yaşamdan kesitler, doludizgin hayaller, bitmeyen nefretler, dinmeyen acılar, keyif dolu yaşamlar, aşklar, sancılar, bitişler, başlangıçlar, ahmaklıklar, akıllıklar, entrikalar, doğru sözden ayrılmayanlar, fesat çıkaranlar, yaraları saranlar, Leyla ile Mecnunlar, savaş ile barışlar, gül ile bülbüller, Kaf Dağ’ı ile Everestler, arabesk ile oyun havaları, gülüşler ile ağlayışlar… Adını burada anamadığımız nice destansı hikâyeler (sahi bu icadın içinde ne hikâyeler var). Uzun soluklusundan, on üç haftalığına kadar. Bir dilekçe ile sönüp gidenler, gündem olanlar, bugünkü tabir ile trendin başını çekenler. Bu nasıl bir icattı ki İnception gibi sarmallarda boğuluyorsun. Rüyanın içinde rüya, gerçeklerin içinde gerçekler. Nasıl diyelim, bu icat basbayağı idealizm felsefesinin günümüz temsilcisi, Aslında biz varız da yoğuz, idealar dünyasındayız. Fenomenler dünyasına geçiş biletimiz bu icadın dantelli başının üstünde saklı galiba?

Bir icat düşünün… Tolga Abili ve Hugolu günler ve kabarık gelen telefon faturaları, Pokemonlu o efsanevi sabahlar, Digimonu bekleyen akrep ile yelkovanlar. İlkokul ikinci sınıftayım. O sene sabahçıyım. Daha saati okumasını pek beceremiyordum. Digimonun ne zaman başladığını saatin duruş noktasına göre bilebiliyordum. Okul bitsin de bir an önce Digimonlu saatler gelsin diye beklerdim. Çocukluk yıllarım da bu icadı böyle kullanıyorduk işte.

Bir icat düşünün… Büyüdük, yirmili yaşlarımıza geldik. Bir iş sahibi olduk ve dedemiz yaşındaki bu icat biz her ne kadar büyüsekte hiç ayrılmadı evlerimizden. Hatta yeni evlenenlerin de özene bezene seçtikleri bir icat olarak popülerliliğini korudu. Annelerimiz babalarımıza söz geçiremeyince bu icadın akrabasından faydalandılar. Öyle ya çareler tükenmez eğer yeni icatlar varsa. Çareler tükenmedi, aksine daha da daha da ve daha da arttı. O kadar arttı ki gözler gözlere değemez, yürekler yürekleri hissedemez oldu. Biliyorum bu icadı çok merak ediyorsunuz. Ben de merak ediyorum, bu icat ne zaman bu kadar ilgiden sıyrılıp bir köşeye atılacak? Önümüzdeki yüzyıl bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Bir köşeye atmayı başaranlara selam olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir