KASETÇALAR

“…Ver benim sazım efendim ben gider oldum Süremedim lavantayı konsola koydum.” Tanışmalarına vesile olan, mutlu yuvalarının başköşesinde duran bir kasetçalar. En sevdikleri türkü süzülüp geçti evlerinin içinden. Biraz mırıldandı, biraz karıştırdı sözlerini ama yine de sonuna kadar söyledi türküyü. Genç kadın dalga geçti, güldü. “Sesine de hiç yakışmıyor şu türkü.”

Devam

Yeni Yıl Terennümü

İntiharı kafasına takmış birisi, yaşıyor olmasının kadrini iliklerine kadar hisseder. Onun hafifliğini, yoklukta bir hiç olmanın hayrının olmadığını da iyi bilir. Bundan olsa gerek kendisi dışındaki herkesi, kadri bol olanın zıddıyla tehdit etmesi. “Dediklerim yerine gelmezse, elimdeki tek değerli şeyi feda edeceğim!” demenin kendince müspet bir yolu sayar intiharı.  

Devam

Dinleyin Ey Vakti Duymak Doruğuna Varanlar!

İsmet Özel’e karşı hayranlığım önce Amentü şiiriyle başlamıştı. Amentü’nün içindeki muhteşem marş, daha da muhteşem olan Godiva dizesi beni İsmet Özel’e bağlamıştı sanki. Şimdilerde yine aynı hayranlıkla Naat şiirini dinliyorum kendi sesinden. Naat. Rasulullah –sallallahualeyhivesellem- için methiyeler düzdüğü şiir. Şimdi bu şiirin içinden birkaç dize çıkarıp hangi olaylar üzerine yazdığını

Devam

YIKILMA SAKIN

Sene 1969. Ataol Behramoğlu Trabzon’dan Malazgirt’e sürgün olarak gönderilmişti. Hapishanede zor anlar geçirdiği bir zamanda eline alır kalemi ve kağıdı, “Yıkılma Sakın” adını verdiği şiirini yazar ve gönderir bir dostun aracılığıyla en yakın dostu olan İsmet Özel’e. İsmet Özel mektubu alır, okur şiiri. Her dizesinde hisseder dostunun çaresizliğini, tükenmişliğini. Bir

Devam

Bir Dizeyle Bir Dönemi Anlatmak

İsmet Özel’i tanımayan ya da adını bir kere bile duymayan var mı? Şiir okumayı ve dinlemeyi seviyorsanız muhakkak bir yerlerde karşınıza çıkmış, ilginizi çekmiştir. Bazı şiirlerinde ağır tasvirler kullanırken, bazı şiirlerinde size o şiiri yaşatacak kadar yalın ve duru bir dil kullanır.   Bunca şiirinin arasında benim dikkatimi çeken öyle

Devam

MEVSİMLERİN RENGİ

“Göç, içimizedir.” [Cahit İbn Zarif] Temasını mevsimlerin renklerine ayıran bir metnin giriş cümlesini zarif bir adamdan alıyor olduğu gerçeğini göz ardı etmezsek, kendi çapında bir kıyametin kopacağına şüphe yok. Mevsimlere renkler arayan bir kimse için meseleyi zamana ve ölüme taşıyacak olan hamle, aynı anda mevsimlerin hayata karşı bir duruşunun olduğunu

Devam

BİR KALBİMİZ VAR!

Bir prens daha doğdu, bir prenses annesinin kucağında. Bir prens sokakta top koşturuyor, bir prens saklambaçta aradığı prensese kavuşuyor, bir prenses tüm güzelliğiyle kaldırımlara mührünü basıyor. Bir prenses rüyasında huzurlu, bir prenses gözlerinde yıldızları misafir ediyor. Bir prens gezegenleri gezip dünyada sabit kalıyor, bir prenses bulutlar üstünde… Parkları dolduran prensler

Devam

DEDEM’E…

Çok zormuş dede, dayanmak çok zormuş. Sensizlik çok zormuş. Seni bir daha göremeyecek olmak, ellerini öpemeyecek olmak aklımın ve yüreğimin alamadığı bir şeymiş. Seni evin önüne getirdiler. Bu sefer üzerinde takım elbisen, kravatın yoktu. Ben seni hiç kravatsız görmedim ki, gözlerim huysuz bir çocuk gibi kabul etmiyor bu hâlini dedem.

Devam

İNSANÎ BİR ANALİZ YAHUT SENG-İ MEZAR

Bize ne başkasının ölümünden demeyiz , Çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin, Başka ölümler çeker bizi, Ve bazen başkaları, Ölüm çeker bizim için. – Frenk Havası   Başka bir şehre gittiğimizde yabancı olduğumuzu en çok anladığımız zaman, mezarlıklara gittiğimiz andır; “buranın ölülerini  tanımıyorum”. Tıpkı yaşam ve yaşayanlar gibi

Devam

EVİME, YUVAMA VE İNSANLARIMA DAİR

Bizim dört duvarlı küçük bir odamız vardır. Bir duvarında pencere, önünde de kaktüsler vardır. Kahverengi kanepelerimizde babamla kitap okumuş ve birçok kez de dostlarımı ağırlamışımdır. Dostlarım ki sağ avucumun içi kadardır. Yan yana oturduğumuzda kahverengi kanepemizde boşluklar kalır. Doldurduğumuz kadarı tam sohbet etmeliktir, kenara sandalye çektirecek kalabalığı istemem. Bu odanın

Devam