DEDEM’E…

Çok zormuş dede, dayanmak çok zormuş. Sensizlik çok zormuş. Seni bir daha göremeyecek olmak, ellerini öpemeyecek olmak aklımın ve yüreğimin alamadığı bir şeymiş. Seni evin önüne getirdiler. Bu sefer üzerinde takım elbisen, kravatın yoktu. Ben seni hiç kravatsız görmedim ki, gözlerim huysuz bir çocuk gibi kabul etmiyor bu hâlini dedem.

Devam

DOKUNMAYIN, ONUN KALBİ KIRIKTIR

Yıllar önceydi. O zaman söylenildiğinde anlamamıştım, ne bu sözün anlamını ne de ağırlığını. ” Dokunmayın, onun kalbi kırıktır.” Yıllar geçti, büyüdüm. Benimle birlikte kırıklar da büyüdü, genişledi  ve ben bu sözü anlamaktan öte hissettim. Yılların omuzlarımda biriktirdiği yükten daha ağırdı bu sözün ağırlığı . “Kalbi kırık” olmanın ne demek olduğunu

Devam

ÇOCUKLUĞUM

Kendi ütopyamdan, kendime… Anladım ki bu yolculuk kendimden kendimeymiş. Bu sıralar fazlasıyla yokluyorum sinemi. Ne var ne yok dökesim geliyor. Saçasım geliyor. Bunca zaman taşıdığım yeter, ayıklamam gerekiyor. Ellerim pembe lastikli tokalara, saçlarını taradığım oyuncak bebeklere, pastel boyalara ve onsuz asla uyuyamadığım mavi pelüş ayıma takılıyor. İnsan en çok neyin

Devam

ŞEHİRDEN UZAKTA

Şehrin insanı, İkibinyüzdoksandört rakımlı Mahya Tepesi’nin kolladığı ufak bir tepenin kuzey yamacından yazıyorum mektubumu. Tabiatla böylesine iç içe bir ortamda yazdığım bu mektubu birazdan internet aracılığıyla göndereceğim. Beş yaylanın manzarasına da hakim olan bu tepeye mantar toplamak amacıyla çıktım. Arefe gününden beri göz açtırmayan yağmur dineli iki gün oldu. Ben

Devam

ZARİFOĞLU’NUN SERÇEKUŞ’UNA MEKTUP

Küçük gezgin… Sen miydin şaire “serçekuş” diye başlatıp da o huzur verici hikâyeyi yazdıran? Sen o küçücük kanatlarınla dünyayı dolaşıyor ve o küçücük gözlerinle bu eşsiz güzelliğin şahitliğini yapıyorken, ben burada oturmuş sana özenmekle birlikte aynı zamanda bekliyorum. Bir gün gelip anlatırsın diye gördüğün her şeyi, ben seni sabırla bekliyorum.

Devam