KASETÇALAR

“…Ver benim sazım efendim ben gider oldum Süremedim lavantayı konsola koydum.” Tanışmalarına vesile olan, mutlu yuvalarının başköşesinde duran bir kasetçalar. En sevdikleri türkü süzülüp geçti evlerinin içinden. Biraz mırıldandı, biraz karıştırdı sözlerini ama yine de sonuna kadar söyledi türküyü. Genç kadın dalga geçti, güldü. “Sesine de hiç yakışmıyor şu türkü.”

Devam

VOLTA

Ayaklarımın ucu ıslak, Topuklarım çamur. Kaldır başını da bir bak Nedir bu başlardaki ur? Görmek hüner, biliyorum. Önüm sis, arkam pus Yürüyorum. Benim kendime mapus, Sayıyorum. Yirmi iki yıl, yedi ay çiziyorum. Pencere mi, kapı mı bu açılan? Gidin. Ben ışık istemiyorum. Hücrem cana, ben bana Karanlık, duvarlara alışmış. Bir

Devam

MODERNLİĞE DEĞEN İLK-EL DOKUNUŞ

*Son hamburger tüketilmeden kurtuluşa eremeyiz… Balon satan bir insanı düşünün, muhtemeldir her gün aynı yerlerden geçer, aynı ses tonuyla bağırır ve mahalledeki çocukların hangi evlerde yaşadığını bilir. Onun ‘bilmesi’ ve ‘bağırması’ ona kazanç sağlayacaktır ve muhatabından istemek en doğrusu olduğu için çocuklara sesini ulaştırmak zorundadır, kendi çocuklarına bakabilmek için. Fakat

Devam

SEVGİ

Sahi, sevgi neydi? ”Bazen gidesin gelir uzak ülkelere” diyor ya hani bir şarkıda, ne kadar kaçabilirdi insan? İnsan kaçar elbet istediği yere, ama yalnız kendinden kaçamaz. Her şeyden kaçarsın da kendinden kaçacak bir yer bulamazsın. Sahi, neydi insanın kendisiyle alıp veremediği ya da kendinden hiç alamadığı? Kendimizde arayıp bulamadığımızı başkalarından

Devam

ÇOCUKLUĞUM

Kendi ütopyamdan, kendime… Anladım ki bu yolculuk kendimden kendimeymiş. Bu sıralar fazlasıyla yokluyorum sinemi. Ne var ne yok dökesim geliyor. Saçasım geliyor. Bunca zaman taşıdığım yeter, ayıklamam gerekiyor. Ellerim pembe lastikli tokalara, saçlarını taradığım oyuncak bebeklere, pastel boyalara ve onsuz asla uyuyamadığım mavi pelüş ayıma takılıyor. İnsan en çok neyin

Devam

MÜJGÂN

Kan var ellerinde, parmak uçlarından damlıyor ve toprağın üzerinde yeni yeni yükselmeye başlamış kar tabakasına damlayıp kırmızı lekeler oluşturuyor beyazlığın içinde; günahının lekelerini, henüz birkaç dakika önce işlediğin. İçinde durduğun Aralık gecesine meydan okurcasına buz kesmiş gözlerin gizleyemiyor günahını göğsünün ortasında hızlı bir ritimle atmakta olan o hiç sevmediğin, adını

Devam

YAKARIŞ

Bir derviş  hırkasını düşünür coğrafyalara sığmayan sancılar arasında tekkeleri evvelden virân şehirlerde kerâmetten yoksun abalar konuşulur Himmetten bahisler açılır yecüc ve mecücün zincire vurulduğu yerde gökten ilahî yıldızlar dökülür yeniden o kadîm ses sarar umulmaz diyarları Ve ben heybemde yalnılgılarımla bir ikindi üstü düşerim bu yola kuşların ve zambakların ardından

Devam

ÇİKOLATA KAHVE

Geceye sığınmışsın yine. Bunda şaşılacak bir şey yok gerçi. Dert ortağın o senin; tüm sırlarını bilen, çoğu zaman gözyaşlarını omzunda akıttığın, seni senden iyi tanıyan yoldaşın. Bu yüzden kalbin taşıyamayacağın kadar ağırlaştığında, onun yanında almışsın soluğu; bir ucundan da o tutar belki, diyerek. Evin en sevdiğiniz köşesine oturmuşsunuz yine, alışkanlık

Devam