BİR KALBİMİZ VAR!

Bir prens daha doğdu, bir prenses annesinin kucağında. Bir prens sokakta top koşturuyor, bir prens saklambaçta aradığı prensese kavuşuyor, bir prenses tüm güzelliğiyle kaldırımlara mührünü basıyor. Bir prenses rüyasında huzurlu, bir prenses gözlerinde yıldızları misafir ediyor. Bir prens gezegenleri gezip dünyada sabit kalıyor, bir prenses bulutlar üstünde… Parkları dolduran prensler

Devam

ACZİYET SAATİNDE

“… Ömrümün sonu gelmez yılında, Bekledim sevdamın sevgilisini. Sen gelmedin diye; Hayatımı eksiklerle tamamladım. Suskunluğumun uğultulu anında; Şair ruhum dillenir oldu, Konuşmadım seni yazdım.”   Ömrümüz, beklemekle geçti. Ömrümüz, eksik parçalarımızı başka eksiklerle tamamlamakla geçti. Ömrümüz, sevebildiğimiz bir de kavuşamadıklarımız kadar kıymetliydi çünkü. Ve biz, kavuşmak istediklerimiz kadar kıymetliydik. Bu

Devam

İNSANLARIN RABLERİ

Gözleri irkildi. Bu soruyu sanki daha önce de duymuş gibiydi. Ama ilk defa üzerinde bu kadar uzun düşünmüştü. Toprağın üstündeydi daha. Geç değildi. Düşünmek, araştırmak ve bulmak için yola koyulmaya vakti vardı Ender’in. Ender, evin tek çocuğu. Çocuk dediysem her şeyi sorgulayacak kadar büyük. Zaten çocuklar büyüktürler. Geçen hafta babasını,

Devam

MAĞMUMİYET

“Alçakta yüksekte yatan erenler Yetişin imdada aldı dert beni Başımı alıp hangi yere gideyim Gittiğim yerlerde buldu dert beni” -Pir Sultan Abdal-   “Size sonsuz mutluluğu vaat etmeyeceğim. Mutluluk yalanıyla kandıranlardan olmayacağım hiçbir zaman.”. Böyle seslenince gülen yüzleriniz asılacak diye korkuyorum. Derdinize dert yükleyecek gibi cümleler. Sorgulama mekanizmamız çalışacak okumaya

Devam

GÜZEL İNSANLAR MECLİSİ

Akşam vakti. Tatlı bir çocuk koşuşturuyor Meşrutiyet Caddesinde, daha iki üç yaşlarında, yol veriyorum. Göreni olmadığı halde ezilme korkusu taşımadan hiç, yüksüz ve rahat, hız kesmeden koşuşturuyor. Ondaki cesaret, her şeyden güzel. Yürüyorum, Meşrutiyet Caddesinde. On adımda bir klarnet veya gitar sesleri, şarkı söyleyip damarımıza basıyorlar. Kavuşamadıklarımız var, üç-beş kuruşta

Devam

RAMAZAN VE BAYRAM

Yirmi yıllık alışkanlıklarını bozmayıp evlerine eşit mesafede bulunan sokak lambasının altındaki bankta, ellerindeki şeker poşetleriyle buluşmuştu, Ramazan ve Bayram. Yaşları otuza yakın, bir gün arayla doğmuş iki amca oğlunun hikâyesiydi bu. Ramazan, ismini on bir ayın sultanından almış, Ramazan Ayına veda ederken ailesine, bayram öncesi en güzel hediye olarak gönderilmişti.

Devam

HAKİKAT ŞEHRİNE

*Recep dedeme, rahmetle… Hayaller ve rüyalar yolculuğumdan bir sabah vakti daha uyanmış, dünyaya bağlanmıştım. Elde var yaşamak! Gün adına sıralanmış ve planlanmış onlarca eylemin peşine düşmeden kendimi, kalabalığa ve gürültüye seyir açan odamın penceresinin önünde bulmuştum. Dünyaya köşk kurduğumuz milyonlarca konut içinde milyarlarca pencereden birini seçip sağa sola bölünmüş birkaç

Devam

İKİ AHBAB BİR ÖMÜR

İki ahbap, bir deniz kenarında ellerindeki taşlar ile taş sektirirler. Biri diğerine der ki; çok yorgunum. Diğeri sessiz kalmadığı gibi altta da kalmak istemez, konuşur, ben daha çok yorgunum. Yorgunluklarını kapıştırırlar. Bir yandan kim daha çok sektirebilecek taşı ve yarışırlar! İki ahbap, gönülleri hüzün kaplı, merhem arar birbirlerini teselli ederler.

Devam

ÇAY ŞEKERİ

Bir seher vakti, sefer halindeyim. Normal bir yolculuk değil bu! İçim içime sığmıyor, sığınacak yer arıyorum. Gözlerim yarı açık. Gözlerim yarı kapalı. Ama uykum yok gibi, biraz hayal, bayağı gerçek her şey. Nefes alıyorum derin derin, sonra sesli bir nefes daha ve bir daha… Evet, yaşadığımın belirtisi hep bu! Gelecekle

Devam