ÇOCUK VE ŞEHİR

Bir pencerede bir şehir, bir şehirde binlerce pencere… Işıklar bir yanıp bir sönüyor. İstiflenmiş binalar.. Sıkıştırılmış insan hayatları..  Gökyüzünü bilmeden büyümüş binlerce çocuk.. Çocukların bilebildikleri tek gökyüzü birkaç metre yükseklikteki tavanlar.. Tavanı seyredip hayal kurarken uyuyakalan her çocuğun penceresinden bir yıldız yükselip ulaşıyor gökyüzüne.. Şehrin ışıkları arasında kayboluyor. Yıldızlar kayıp çocuk düşleri…

Bir şehir, bin pencere… Ardında bir çift göz, şehri izliyor. Bir ev görüyor uzakta… Bir atlının gece gündüz yolculuk ederek  kırk sene varamayacağı kadar uzak bir ev. Oysa, arabalar uçaklar var şimdi. Daha kısa sürmeli yolculuk. Her uzaklığı yakınlaştıran icatlar yapıldı ne de olsa. Fakat  yürekler arasındaki mesafeyi aşacak hiçbir şey bulamadı insan. Evin dışında baba, önünde duvarlar… Kapı yerine duvarlar görünce şaşırıyor baba. Kapıdan çıkmıştı en son.  Açmıştı kapıyı ve adım atmıştı dışarı. Şimdi o kapının yerinde duvar… Hatırlıyor, dönmeyi hiç düşünmemişti baba… Çocuklarının kendine ihtiyaç duyabilecekleri her şeyi  bırakmıştı aslında. Öyle ya, baba evden uzakta, kendini çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya  adamış bir bankamatik sayılmaz mıydı? Karşılamıştı işte, mutluydu. Görevini yapmıştı.

Şimdiyse tekrar eve girebilmek istiyor. Duvarları yumrukluyor, bağırıyor, bağırıyor… Fakat sesi duyulmuyor, sönük bir yankıdan ibaret. Sesi her yankılandığında daha çok yumrukluyor duvarları… Sonra  öyle yoruluyor ki baba, saçları ağarıyor birer birer.  Babanın saçlarından taşan beyazlar şehri boyuyor. Şehre kar yağıyor! Duvarın öbür tarafında küçük kız babasını bekliyor. O gelince öyle  çok şey anlatacak, öyle oyunlar oynayacak  ki unutmamak için kağıtlara yazıyor. Öyle çok birikiyor ki kağıtlar, kız içinde kayboluyor.

Yemek hazırlamaya çalışıyor anne, baba gelmeden önce. Çorbayı durmadan karıştırıyor. Bütün malzemeleri eklemesine rağmen hep bir şey eksik çıkıyor. Tuzdan daha belirgin bir şey. Düşünüyor ama bulamıyor. Bir türlü pişmiyor yemek. Pencereye konan ilk karı görüyor küçük çocuk. İlk kez kar görüyor. İlk kez üşüyor bu kadar. Ablasını arıyor. Duvarın önü kağıt yığını… Deşeliyor, deşeliyor ama bulamıyor… Kağıt yığını tükenmiyor. Mutfağa koşuyor. Yemek dumanı kaplamış her yeri, annesi görünmüyor.

Aramaktan yorgun düşüyor çocuk. Daha çok üşüyor. Gözleri tavanda. Derin bir uykunun zehirli kollarına bırakmalı kendini… Uyuyor! Bir yıldız daha yükseliyor gökyüzüne, bir kayıp düş daha. Kar durmuş. Ayaz. Bir babanın yokluğu bir şehri üşütüyor. Şehri izleyen bir çift göz “Soğuk” diyor.

Pencereyi kapatıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir