ÇOCUKLUĞUM

Kendi ütopyamdan, kendime…
Anladım ki bu yolculuk kendimden kendimeymiş. Bu sıralar fazlasıyla yokluyorum sinemi. Ne var ne yok dökesim geliyor. Saçasım geliyor. Bunca zaman taşıdığım yeter, ayıklamam gerekiyor. Ellerim pembe lastikli tokalara, saçlarını taradığım oyuncak bebeklere, pastel boyalara ve onsuz asla uyuyamadığım mavi pelüş ayıma takılıyor. İnsan en çok neyin eksikliğini yaşarsa, içinde ukde kalan ne varsa onu dışarı vururmuş. Onu anlatıp dururmuş, dönüp dolaşıp kendini hep o burukluğun içinde bulurmuş.
Çocukken beni gülümseten minik anları keşke bir kapsülün içine koysaydım. Şimdi zihnim her karmaşanın içinde düğümlenen düşüncelerin izindeyken bir mola verir, sol cebimden çıkardığım kapsüle bakar huzur bulurdum.
Fakat değil!
Elim ne çocukluğuma ne de şekerlemelere gidiyor. Artık bir şeyler istediğim gibi olmayınca ağlamıyorum. Yaramazlık yapmıyorum. Büyüklerimin benden beklediği gibi uslu bir çocuğum. Uslu ve mutsuz bir çocuk… Belki diyorum, belki çocuk yaşta düştü bu aklar saçlarıma ve bu yüzden düştüğümü saklar oldum annemden, babamdan ve arkadaşlarımdan. Ne zaman geriye dönsem kendi iç dünyasında bir hiçmiş gibi hisseden o kız çocuğu çıkıyor karşıma. Göğsümü gere gere anlatamıyorum, ben de arkadaşlarımla salıncakta sallanırken ‘’daha yükseğe, evet göğe dokunmama az kaldı, bak şimdi o pofuduk, beyaz buluttan bir parça koparacağım’’ diye yarışamadığımı.
Hayali bir arkadaşım vardı. Bazen babamdan dinlediğim masalların içinden, bazen de izlediğim bir çizgi filmden çıkar gelirdi. Evin arka bahçesinde sesli sesli olmayan şeyler anlatırdım ona. Mesela ben derdim, ben sihir yapabiliyorum. Ben çiçeklerle konuşabiliyorum. Ben, hiç ağlamıyorum. Çamurdan pastalar yapar ona ikram ederdim. Kömür mavisi gözleri hep sevecen yaklaşırdı. Salıncakta o sallardı beni güya. Lunaparka hiç gitmesem de o kocaman dönme dolabın en tepesinde hayal ederken kendimi, heyecanlanırdım. Atlıkarıncaların gece yarılarından sonra ihtişamlı beyaz atlara dönüşüp hayali çok olan, uslu çocukları gezdirdiğini düşünürdüm. Hayali arkadaşımı da alıp yanına gitmek isterdim. Ama bilirim kendimi hemen annemi özlerdim. Bu yüzden hiç gitmedim. Ruhum hep çakılı kaldı bu batak dünyada.
Ve büyüdüm. Çocuk olduğum yerden incinerek büyüdüm. Hayali arkadaşım Ayşe’ye elveda diyemeyecek kadar çabuk büyüdüm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir