Dinleyin Ey Vakti Duymak Doruğuna Varanlar!

İsmet Özel’e karşı hayranlığım önce Amentü şiiriyle başlamıştı. Amentü’nün içindeki muhteşem marş, daha da muhteşem olan Godiva dizesi beni İsmet Özel’e bağlamıştı sanki. Şimdilerde yine aynı hayranlıkla Naat şiirini dinliyorum kendi sesinden. Naat. Rasulullah –sallallahualeyhivesellem- için methiyeler düzdüğü şiir. Şimdi bu şiirin içinden birkaç dize çıkarıp hangi olaylar üzerine yazdığını göstermek istiyorum size. Muhakkak ki biliyorsunuz bu olayları, muhakkak ki bu şiiri de biliyorsunuz. Şimdi benim gösterdiğim gerçeklerle birleşince gönlünüzde daha bir ayrı yeri olacak bu şiirin, daha farklı bir gözle okuyacaksınız.

 

“…

Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu”

 

Davete en yakınlarından başlaması emredilen Varlık Nuru -aleyhissalatü vesselam-, bir gün Safa Tepesi’ne çıkarak Kureyş kabilesine seslendi. Onlar da bu çağrıya icabet ederek Safa Tepesi’ne geldiler. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-, yüksek bir kayanın üzerinden onlara şöyle hitap etti:

“–Ey Kureyş cemaati! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek desem, bana inanır mısınız?”

Onlar da hiç düşünmeden:

“–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.

Oraya gelmiş bulunan herkesten istisnasız bu tasdiki alan Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-, onlara şu ilâhî hakikati bildirdi:

“–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah’a inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.

Ey Kureyşliler! Size karşı benim halim, düşmanı gören ve ailesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hali gibidir.

Ey Kureyş cemaati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah’ın huzuruna varmanız, dünyadaki her hareketinizin hesabını vermeniz muhakkaktır. Neticede hayır ve ibadetlerinizin mükâfatını, kötü işlerinizin de ceza ve şiddetli azabını göreceksiniz! Mükâfat ebedî bir cennet; ceza da daimi bir cehennemdir.” (Buhârî, Tefsîr, 26; Müslim, Îman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359)

 

“…

Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile”

 

Rasulullah –sallallahualeyhivesellem- kimseye “yan gözle” yani kibirle bakmaz, onun halinden dolayı burun bükmezdi. O’nun nazarında herkes eşitti. Bir köle de aynı seviyedeydi İslam’da, bir efendi de. Bu yüzden tebliğ ederken gelenin statüsüne bakmaz, gönlüne dokunmaya çalışırdı o kişinin.


“Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında”

 

Rasulullah’a –sallallahualeyhivesellem- hangi ayet indiyse, hangi emir geldiyse önce kendisi uyguladı bunu. Önce kendi yönünü çevirdi o cepheye doğru. Herkesten önce kendisi yaşadı gelen vahyi. Müslümanların dönmesi gereken cepheyi önce kendisi dönerek gösterdi. Her güzelliğin, her hayrın, her emrin ilkiydi, uygulamada da her zaman ilk oldu. Her hali öyle güzellikle doluydu ki kıyamlarında, secdelerinde, yani emirlerini yaşarken hiç engel tanımadı. Şayet torununa “engel” dersek o bile engel olamadı kıldığı namazlara, döndüğü cepheye. Secdeye indiği zaman sırtından indirdi, kıyama kalktığı zaman tekrar aldı sırtına. Secdede sırtındayken kaldırmadı başını o miniği rahatsız etmemek için. Böyle bir güzellik gösterdi bize cepheyi. Yönümüzün hangi cephede duracağını o söyledi.


“Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche…”

 

Yürürken, beklerken, otururken, ayakta dururken… Kim seslenirse seslensin, nereden seslenirse seslensin sadece başını çevirmez, bütün gövdesiyle dönerdi o kişiye. “Buyur, muhatabım sensin, sana değer veriyorum, ne söylersen can kulağıyla dinliyorum” demenin en güzel ifadesi değil midir bu? Hz. Aişe’ye Rasulullah’ın –sallallahualeyhivesellem- ahlakını sorduklarında, “O’nun ahlakı Kur’an’dı.” dermiş. Ne güzel bir tanımdır bu, ne güzel bir ahlaktır bu.

 

İşte İsmet Özel sevdiğini böyle yazıyor dizelerinde. Çağımızda en çok eksikliğini hissettiğimiz güzelliklerden yine O En Güzel’den söz ederek bahsediyor.

 

Son iki dizesi kaldı, lakin onu ben açıklamak istemiyorum. Bu dizeleri, böyle anlamlı şekilde okuduktan sonra açıklamasını size bırakıyorum. Bu dizeler sizin gönlünüze nasıl sesleniyor? Gönlünüz bu soruya nasıl cevap veriyor?

 

“…

Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
Nerde biz?”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir