DÜŞERKEN – TARIK TUFAN

Kasım ayının başında kitapçıların raflarında yerini alan ‘Düşerken’ romanı Tarık Tufan’ın ustalıklı anlatımı ve iç içe geçmiş kurgusunu başarıyla taşıyor. Tarık Tufan bu ülkenin insanını, derdini, huyunu, aklından geçeni bilen bir yazar ve bu romanında da bilhassa mahalle ahalisine dair tasvirleri ve düşünce okumalarını ustalıkla kağıda aktarımları sayesinde roman insanı içine çekiyor. Romanda bir anda kendinizi Jülide olarak ya da İshak olarak bulmanız mümkündür.

“İnsanın en ölümcül yarası, içinde anbean büyüyen gitmek hevesidir, İshak henüz bilmiyordu. Ölmekle gitmek aynı şey; ne ölenlerin ne de kalbindeki ıstırap verici ağrı dinmediği için uzaklara gidenlerin geri döndüğünü bu dünyada gören oldu. İshak bunu bilseydi yine de gider miydi, orası meçhul. Uzun uzun düşündükten sonra mı evden ayrılmaya niyet etti, yoksa ansızın mı aklına düştü bu fikir, orası da meçhul. Bir sabah kimselere bir şey söylemeden göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti. Uzunca bir süre doğru zamanın gelmediğini düşünmüştü muhtemelen. Oysa gidenler her daim geç kalmıştır. Gitmek derdine bir kez düşenler için artık kalmak da yaradır, İshak belki de sadece bunu biliyordu.”

Cümleleriyle başlayan kitap tamamen farklı iki dünyanın insanı İshak ve Jülide’nin git gide karmaşıklaşan gidiş hikayesini anlatıyor. İç dünyalarındaki yıkıklıkları, yaşanmışlıkları, bir nevi insanlıktan kaçışı onları ortak bir yolda birleştiriyor. ‘İnsanlar ne der’ diye yaşadıkları hayatlarını, geçirdikleri günlerini İshak’ın marşı bazen basmayan beyaz kartal arabasıyla geride bırakışlarıyla başlıyor bütün gidiş. Geride kalan Nurten mi, giden İshak ve Jülide mi zorluklarla baş başa? Gidenler mi kurtulur, kalanlar mı?

“Hayatın her döneminde farkına varmadan kendi ayaklarımızla düştüğümüz ecel gibi bir yer var. Ne ileri gidebildiğimiz ne geri dönebildiğimiz bir yer orası; kocaman bir boşluktan ibaret. Yaşamak için de, ölmek için de geç kaldığımız yer. Zamanın hükmünü yitirdiği bir durağanlık. Birbirine çok benzeyen sokaklarda yön duygusunu yitirince  yaşadığımız kaybolma hissi. Bomboş, sessiz, her yere uzak. Her yere, insanın kendi varlığına bile uzak. Bir rüyada konuşmak, bağırmak için ağzını açtığında sesinin çıkmaması hali. Adımların gitgide ağırlaştığı yer. Oraya gelince -savrulunca mı demeliyim?- neden sorusunun bir hükmü kalmıyor. Sen de sorma. Oradayım.”

Tufan aynı zamanda derin ruh tasvirleri ve zihin okumalarıyla postmodern dünyanın insanına sanatına kültürüne dair ayrıntılara da değiniyor. Bir başka bakıma koşuşturmalarla dolu hayatımıza Düşerken romanı derin bir soluk getiriyor. Bu roman gidenlerin romanı gitmeyi aklına düşürenlerin romanı. Kasımın soğuk akşamlarında bir gidişin romanı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir