GÜZEL İŞ TUTMAK

Farklı meşguliyetlerimiz olabilir. Gün içerisinde pek çok şeye vakit ayırıyoruz. İş güç, eğitim, çeşitli koşturmacalar, acil yapılması gerekenler enerji harcadığımız alanlardan bazıları. Edebiyatı bu temponun içine dahil etmek bize kalmış. Emek isteyen bir uğraş alanı edebiyat. Kendisine değer verene hakkını teslim eden bir uğraş.

Üstlendiğimiz herhangi bir sorumluluğu yerine getirebilmemiz için asgari şartlara sahip olmamız gerek. Bu şartları sağladıktan sonra sorumluluğumuzun bizden istediklerini verme iddiasında bulunabiliriz. Okumayı ve yazmayı sevdiğini söyleyen insanlar olarak edebiyatla ilgili planlarımız varsa asgari şartları sağlamada ne halde olduğumuzu öncelemeliyiz. Şiir, öykü, deneme için gayret gösteren bir kişi; konunun kalem üstatlarını yalnızca isim olarak tanımakla yetiniyorsa ve dilinin bu konudaki verimlerinden habersiz bir şekilde kalem oynatmayı deniyorsa potansiyelini ortaya çıkarma noktasında başarısız olması tesadüf değildir.

Edebiyatta yetenek daima övülür, baş tacı edilir. Zaten doğuştan gelen herhangi bir yönelim, istek ve söze dair bir merak yoksa edebiyatı kovalamayız. Peki yeteneği hazır olan bir veri olarak kabul ettiğimizde, her şeyin tamam olduğunu varsayabilir miyiz? Tarihin bir oyunu olarak edebiyat dünyasının yıldız isimlerini ilham, ilahi lütuf vs. adı altında anlatmak, iyi niyetli olsa bile, çalışmanın hakkını vermediği için bu konuda bizi yanıltmaktadır. Bütün yetenekli isimler, sevdikleri ve bu uğurda ömürlerini harcadıkları alanlarda büyük gayretler sarf ederek haklı bir şekilde adlarını geleceğe taşımışlardır. Bu yanlış anlaşılmaya örnek olarak; Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel’i vermek yeterli. Son dönemde sosyal medyada üzerine konuşulan şairlerin şiir hakkındaki düşünceleri es geçilerek insanüstü bir durumun içerisinde o güzel şiirleri yazdığını düşünme safdilliğine kapılan insanlarla karşılaşmak mümkündür. Zarifoğlu’nun Goethe’yi ve Faulkner’i kendi dilinden okuduğunu pek bilmeyiz, bilsek de umursamayız. Onun bütün mısraları ilham paketleri halinde inmiştir mesela. Beş dil bilen, yıllarca Fransızca okutmanı olarak çalışan ve dünya şiirini takip eden bir İsmet Özel portresi yerine, esrarengiz bir hayat tarzına sahip ve artistik bir İsmet Özel portresi daha çok işimize gelir. Türk şiiri tarihinde dergiler çıkaran, yayınevleriyle uğraşan, tercümeler yapan, şiir resitallerine vakit ayıran bir şair vardır oysaki karşımızda. Günümüzde yazarların ve şairlerin eserlerinden öne geçmesi ve yapılan büyük parlatma çalışmaları ise zaten geçici bir durumdur. Eğer ortada yetenek ve büyük bir çalışma gayreti yoksa isimlerin parlatılması da zamanın vereceği hükmü değiştirmez. Sosyal medya dahi kurtaramaz kimseyi, belki bir süre yer kaplamalarına olanak sağlar. Sonuç olarak her şair-yazar zamanının dilinin ve edebiyatının içine doğar. Geleneğin hala söz söyleme kabiliyeti olan kadarını değerlendirir, günümüzde ve gelecekte dillerde söylenmesi gayesiyle eserini ortaya koyar. Söylenen sözler güzele yaklaştığı oranda söyleyenin adını geleceğe taşır. Yaklaşma mesafesini tayin etmek zamanın ve daha pek çok sebebin ortak hükmüyle olur.

Yetenek olmadan güzel bir eser yaratılamaz, çalışmayla ortaya çıkarılmamış bir yetenek ise tembelliğin mezarlığına defnedilmeye mahkumdur. Yapılması gereken edebiyat nehrinin sesine kulak vermektir. Kitaplar, yapılan tartışmalar, haberler ve tabii ki edebiyat dergileri takip edilmelidir. Dergiler, şiirin ve öykünün seyrini görebileceğimiz yerlerdir. Şiire vakit ayıran birisi günün şiirine sağır kalamaz. Öykü yazarı günümüz yazarlarının öyküsünü dinlemek zorundadır. Güzel bir iş tutmak için maddi koşulları gözetmeliyiz. Başlarda seçtiğimiz birkaç dergiyi takip etmek, yazarları bir bütün olarak okuma girişimlerinde bulunmak kalemimizi parlatacaktır. Etki altında kalmak gibi bir korku yersiz ve oyalayıcıdır. Tek kaynaktan beslenme yoluna sapmadığımız sürece bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Edebiyat, güzel söylemeyi umursamadan iç dökerek kendimizi tatmin ettiğimiz boş bir gayret olarak algılanmamalıdır. Piyasayı beslemek gibi bir amaçtan beri olsak da en iyi ihtimalle sadece vakit öldürmüş oluruz. Ölü doğumlar yaparız, her eserimizle. Geç olmadan ne yapmak istediğimizin farkına varmamız gerek. Edebiyat, kendisine emek vermeyenleri umursamaz bile, zamanın kıyıcılığına havale eder. Durum bundan ibaret.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir