KAYBEDİYORUZ DOST, BİZ BU SAVAŞI

Sevgili dost, sana dost diyorum çünkü insan içindekileri bir dosttan başka kime açar ki? İçim en az İstanbul kadar kalabalık biliyor musun? Bir ücra kent olsaydı da gitseydim diyorum. Gitseydim de kıyamet müstehakı bu insanlığı görmeseydim. Sanki her gün doğup batmakla görevli güneş, artık üstümüze yalnızca batıyor. Her gün daha da derine batıyor üstelik, dünyayı bırakıp gittiği karanlığın farkında olarak. Evet dost karanlığa gömülüyoruz. Her geçen zaman biraz daha artan bir karanlık, karalık bu. İcat ettiğimiz ve sürekli geliştirdiğimiz hiçbir lamba yetmiyor karanlığımızı aydınlatmaya. Biz sürükleniyoruz, kendi ellerimizle açtığımız kara deliklerin içine gömülüyoruz. İnsan zalim midir? Yani biz böyle mi yaratıldık? Hayır dediğini duyar gibiyim. Peki o halde neden her şeye zulmediyoruz? Umarsızca zulmediyoruz dost, umarsızca… Kendimize, kendimizden olmayana, kuşa, ağaca, toprağa, kadına, çocuğa… Hani onlar bizim gözümüzün nuruydu? Dünya üzerinde akan kan neredeyse uzay boşluğunu dolduracak ama hala bazılarının nefisleri doymadı bile. Tüm bunlar gözümüzün önünde yaşanıyor ve biz ise birkaç dakika göz deydirip geçiyoruz. Sonra da içimizden, o en karanlık ve en derin yerden gelen sesi dinleyip onaylıyoruz. ” Neyse ki benim başıma gelmedi “. Asıl mesele ne biliyor musun dost? Ben onlardan çok bize acıyorum. Mazlumlar aynı mazlumluklarıyla ve Allah’ın onlara vadettikleriyle bir gün ölürken biz her gün tekrar tekrar ölüyoruz. Tüm bunları anlayamıyorum. Ne zaman bu hale geldik? Hâlâ hayattayken ölü gibi yaşamayı nerden öğrendik? Neredeyse tüm bilginler, alimler, filozoflar, şairler, iyiliği yayanlar ve iyi olanlar ” içinize dönün” derken biz içimizi, kibrimizden doğan bencilliğe ve yalnızlığa kaptırdık. Biz onu riyaya, yalana ve iki yüzlülüğe teslim ettik. Gönüllerimizi öldürdük, ruhlarımızı körelttik. Türkülerin sesini kıstık onun yerine bizler bağırmaya başladık. Sahi artık biri bir başkasını “sana kurban olayım yar” diyebilecek kadar sevemiyor. Çünkü egosu buna izin vermez diye korkuyor. Artık güzel seven, yürekli insanlar yok dost. Bu dünyada insanca yaşama cesaretimizi kaybettik. Katılaşmış kalbimizle birlikte koca et yığınlarına dönüştük. Acaba ” kişinin ölümü kendi kıyametidir” denilirken kalplerimizin ölmesinden mi bahsediliyordu? Kıyamet gönlümüzden ayrıldığımız her gündür o halde.
Sevgili dost, eğer hala bir kalbin olduğunu düşünüyorsan sakın onu kibrin ve riyanın eline bırakma. Ona sahip çık çünkü tüm dünya onun peşinde. Senden onu alabilmek için adeta savaşıyorlar. Her geçen gün yeni silahlarını doğrultuyorlar karşına. Kanma ve sen küçülmeye devam et, ta ki kalbinin içine sığıp orada yaşayabilene dek. Selam ve dua ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir