KAYBETMEMEK ÜZERİNE

I

Kayıplar insanda iz bırakıyor. Bıraksın da, itirazım yok. Büyük ihtimal peşinden o pek değer vermediğimiz ömrümüzün de bir kısmını sürükleyecektir. Bunlar olağan şeyler. Biricik özelliğimiz olan unutmak saadetine ulaşmak için yapılanların ne kadar işe yarayacağı da bilinmez. Ufak bir seyahat, arkadaşlarla daha sık buluşmak, oyalayıcı bir hobi edinmek vs. çare olarak ilk aklıma gelenler. Seyahate çıkmak iyi gelir, mekan değişikliği insan psikolojisini olumlu etkiler. Fakat giderken kendini götürme, yük etmesin. İşte bu mümkün değil. Arkadaşlarla vakit geçirirken kendini devre dışı bırak, yapabilir misin? Zaten hiçbir hobi de beynin arka planında çalan o sonsuz besteli şarkıyı susturacak kadar oyalayıcı değildir. O yüzden ne yapsak nafile, kendimizden uzaklaşamayız. Bütün metotlar sayısız kere denenmiştir, öne sürülen yöntemlerin geçiciliği ispatlanmıştır. En iyisi kendimize alışmalı, bu kayıp halimizle bile.

II

Bir anda tepetaklak olmuştu her şey. Düşünsene daha birkaç dakika önce yerli yerindeydi dünyası. Olmayacak dediğin şeyler bir anda başına gelirdi bu dünyada. Bir şair, “dünya firaklar dünyası” demişti, yani ayrılıklar dünyası. Ayrılığın olduğu yerde düşmek olmaz mıydı, elbet olurdu. Düşmek dünyadaki yerçekimi kanunu gibi bir şeydi. Her gün her saniye toprağa düşenler vardı, rahme düşenler vardı. Doğumun ve ölümün varsa sen de düşeceksin. Mesele düşerken kalkabilmeyi becermektir. Haydi doru at misali şahlanma zamanı değil mi kardeşim? Yılkılık zamanı bitti. Gökler seni çağırıyor, yer seni arzuluyor. Zorlukla beraber elbet bir ferahlık vardır. Haydi çok geçmeden sen de ayağa kalkanlar ordusunda yerini al.

III

“çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
her şey onunla ilgili…”
-Attila İlhan-

Kaybettiğimizi düşündüğün ne varsa hepsi onunla ilgili. İnsan, sevmekle var olan mahluk, sevmekten aciz! Öncelikli problemimiz, sevemediğimizdir. Bir de sevebilmek ve seviyor olmak korkusu… Kaybetmek korkusu… Aslında kalbimizin her bir köşesi başkasına ait. Kira bedeli yok, karşılıksız gelip oturtuyoruz kalbimizin konutlarına, sevdiklerimizi. Aklımıza hiçbir zaman getirmek istemediğimiz ancak daha en başından itibaren kabullenip kaybetmeyi göze alarak… Burası yolcu edenler dünyası, burası kaybedenlerin ayrılığın hiç olmadığını düşündüğü hülyası, kalbimizdekileri. Sevmek, yolcu edebilmektir. Yaşamak, yolcu olabilmek! Sonsuzluğa niyet ederek nefes alabildiğimiz dünyada, sonsuzluğa yolcu edebilmektir nefeslerimizi, yaşayabilmek. Sevdiğimiz, gönül bağladığımız, yolunu gözlediğimiz her ne varsa bir nefes gibi değil midir? Annemizi, babamızı, kardeşimizi sevmiyor muyuz? Dostumuzu, arkadaşımızı… Dünyayı hele, sevmiyor muyuz? Kaybedeceğimizi bile bile, tek nefeslik yaşantımızın neresine sığdıracağız bu kadar sevgiyi? Bunca ayrılığa nasıl dayanır kalbimiz? Cevabı tek kelime: Rıza. Her şeyin ucu O’na dayanıyor, her şeyin O’nunla başlaması gibi. Her şey O’na yöneliyor, yönelmeli de. Rızası için sevebilmeli insan, rızasını gözeterek kaybetmekten korkmamalı. Rızasıyla severse insan, kaybetmiş sayılır mı? İşte o zaman, “ayrılıklar da sevdaya dahil/ çünkü ayrılanlar hala sevgili” diyebiliriz ve diyebilmeliyiz.

IV

Konuşmak susmaktan gelir. Öyle mi? Karanlık ışıktan, doğru yanlıştan… Bu hayatta her şey zıddı ile kaimdir derler. Peki ya kazanmak, kaybetmekten mi gelir ya da tam tersi bir durum mu söz konusu? Yenilgi zaferden, zafer yenilgiden mi? Rabbimiz bizden ümidimizi kesmememizi istemiştir. Pekala şimdi soralım. Niyetin pes etmek mi, mücadeleyi bırakıp da öylece kaçmak mı? Her şey zıddı ile kaimdir demiştik ya, işte onca sorunun cevabı da zıddı ile kaim midir?

V

Kaybetmek; kayıp gitmek. Her insanın kayıpları vardır, her insan ömründe en az bir defa kaybeder. Öyle bir durumdur ki kaybetmek; insan oluşumuzun bir kanıtı gibi yanı başımızdadır. İnsanoğlu ilk kaybını elmayı ısırdığı o gün yaşamış ve yeryüzüne ilk adımını atmıştır. Cenneti kaybeden insanoğlu yüzyıllar sonra arzı kaybetmeyi kayıp olarak görme güncesine ulaştı. Oysaki her kayıp yeni bir cennetin, yeni bir yaşamın habercisi değil midir?

VI

“Kaybetmek mi, kayıp gitmek mi?”

Hangi dünyaya kulak kesilmişsek o açıdan anlarız kaybetmenin manâsını… Dünya bağlamında bir kayıp, bir zaferin çığlığı iken; ahiret hayatı bağlamında kaybetmek, kayıp gitmektir yani kaybolmaktır. Dünyanın türlü sahnelerinde bir kaybediş manzarası ile karşılaşmaktayız. Bu bir nevi; yaşam denen hengâmenin kaçınılmaz oyunu. Kayıplar ve zaferler her daim olacak ve dâhi bizi dünya sahnesinde yerimizi bulmamızı sağlayacak. Peki, ahiret hayatının kaybı, bu kayıp her şeyden önce insanın kaybıdır. Dünyada haybeden geçen zaman sonrasındaki hüsranın fotoğrafıdır. Dünyadaki kayıplarımız bizi zafere hazırlarsa yükseliriz, imtihanların kıymeti kayıplara verdiğimiz reaksiyonla ölçülür. Kayıp gitmeden, kaybetmelerin zafere hazırladığı o güzel günlere selâm olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir