KERKÜK DOLAYLARI

Bilir misiniz bilmem. Sigara sağlığa zararlı diyorlar. Bunca sene içenler hiç farketmediler mi acaba dumanın grisini, siyahını?

– “Boşveer, boşver” diyordu sanki dedem. Çölün Yaşlı aslanıydı. Yılların tecrübesi, sanki harita gibi yüzüne ve ellerine nakış nakış işlenmişti. İlerleyen yaşına göre ve akranlarına göre de bir hayli heybetliydi. Heybetinden midir, tatlı dillinden midir nedir buralarda sever ve sayarlar dedemi. Ben de küçükken bazen hayran hayran hareketlerini izlerken bulurdum kendimi. Onun bastığı yere basar, onun gibi türkü söyler onun sigarayı tuttuğu gibi bende tutardım. Bana karşı, bir tek sigarasına özendiğim zaman kaşlarının çatıldığını görürdüm. Kaşlar ne zaman çatıldı mı bende atar kaçardım sigarayı. Yakalayınca da uzun uzun nasihat etmezdi. Ama adamakıllı bakışlarıyla silkelerdi. Biliyordu yanlıştı sigara içmek ama kendi de bırakmıyordu. Ne yapayım keyifle içiyordu!

Yine bir gün tütün poşetini çıkardı. Geçen senenin tütünüydü. Yeni mahsul henüz tarladaydı. Öğleye kadar ince ince sardı. Mardin işi ay yıldız işlemeli telkâri işçiliğiyle yapılmış tabakasını doldurdu. Bu tabakayı 1980 yılında bayram ziyareti için Türkiye’ye geçtiğinde Türkmen Beylerinden birinin hediye ettiğini söylemişti.

… Bir ara telefon çaldı.  Sonra konağa saç ve sakal tıraşı Türkiye’deki asker gardaşlarımızınkine benzeyen birkaç kişi geldi. Sonra birkaç kişi daha. Dedemin arkadaşları da… En son Irak ordusunda görev yapan Türkmen komutanlarından olan amcam geldi. İkindi vaktine kadar bir hayli hararetliydi ortam. Toplantı değil, hava. Mart ayının 20 si olmasına rağmen bir hayli sıcaktı. Bunaltmıştı. Ezan okundu ve sonra birer birer misafirleri dedem yolcu etti.

Akşam oldu. Konağın etrafında sessiz bir hareketlenme olduğunu hissettim. Hemen konağın en üst tarafına çıkıp etrafı izlemeye başladım. Dedem evin etrafındaki yiğitleri toplamış, bir şeyler söylüyordu. Silahları her zaman vardı ama bu sefer fazladam mermi şeritleri de takmışlardı. İlginç bir adamdı şu dedem. Yaşı 70 olmasına rağmen halen cevval bir delikanlı gibi sağa sola koşturup duruyordu. Ben ise 19’uma yeni başmış, üniversite 2. Sınıf Bilgisayar Mühendisliği talebesi bir genç delikanlıydım. İyi nişancıydım. Silahlı talimlerimin hepsini dedem yaptırmıştı. Bende ne olur ne olmaz 9 mm bir tabancayı belime taktım. Sonra dedemin yanına indim. Beni ev ile alakalı işlere pek karıştırmazdı. Sürekli sen okumana bak der, ama tamamen kopmama da müsaade etmezdi. O gün bir acayiplik vardı. Yanına gelince şöyle söyledi:

‘-Evlat, uyardım ama sen bizim aslanları aşağıda iyice bir teftiş et.

-Ne oldu ki dede?

– Sen iyice her tarafı kontrol et. Açık kapı baca kalmasın, bitince yanıma gel acı bir kahve içelim.

-Emrin olur koca aslan.’ Dedim. Kocaman sarıldım. Yanaklarını sıkıp öptüm. Neşe geldi suratına. Keyiflendi, eli sigara tabakasına gitti. Yaktı bir sigara oturdu koltuğuna. Açtı radyosunu. Altın hızma mülayim çalıyordu. Kerkük’e karşı bir nefes çekti ki… Canım çekti resmen. Kahve sözünü duydum ya hızlıca indim aşağıya. Dedemin aslan parçalarını teker teker gezdim, hallerini hatırlarını sorup lafladım biraz. Kapıyı pencereyi iyice kontrol ettim. Sonra kahveyi duydum ya, hızlıca yukarı çıktım. Dedemin yaşlılığını bazen hem çok seviyor bazen ise sevmiyordum. Uyumuştu… Kıyamadım uyandırmaya. Saatte gece yarısını geçmiş, takvim artık 21 Mart diyordu. Gecenin sessizliğini dedemin balkon sekisindeki horultusu yarıyordu. Radyoda halen bir şeyler çalıyordu. Saat gece 2 civarıydı. Uzun süredir ABD ile Irak arasında ne zaman başlayacağı belli olmayan savaştan konuşuluyordu. Acaba dedemin arkadaşları bunun için mi gelmişlerdi?

Aklımı kurcalayan bir sürü soru vardı. Karanlığın içinde Kerkük’e bakarken elime bir şey ilişti. Dedemin sigara tabakasıydı. İşlemeleri halen o kadar canlıydı ki ellerim tabakanın üzerinde geziniyor, sanki ustasından yeni çıktığını hissediyordum. Biraz tabakası ile oynadım. Sigaralarının içindeki tütünü azaltıp bir daha sardım.  Belki daha az zarar verir dedeme. Nasıl olsa içiyordu. Tabaka ile oynarken bir anda bir şeyler olmaya başladı. Dedem uyandı.

-‘Evlat ne oluyor’?

-‘Bilmiyorum dede. Bir anda okullardan alarm şeklindeki sirenler çalmaya başladı. Ben de anlamadım.’

Yaşlı aslan hemen ayağa fırladı. Başlıyoruz demişti. İlk başta şaşkın şaşkın baktım ona. Durma dedi. Herkesi uyandır ve evin altındaki mahzene getir. Yaşlı aslan tedbirini almış, tedariğini ona göre yapmıştı. Bir ay kadar önce mahzenin kiriş ve tavanın çelik plakalarla güçlendirdi. Şimdi anlıyordum. Çünkü acı bir ıslıkla… Yaklaşık 1 Km’lik mesafedeki askeri karakol büyük bir patlamayla isabet aldı. Gecenin karanlığında bir sürü ama bir sürü uçak acı acı seslerle uçarak etrafı bombalıyorlardı. Ya bizim uçaklarımız neredeydi? Ama bir anda yerden havaya doğru atılan izli uçak savar mermileri gökyüzünü aydınlatmaya başladı. Herkesi uyandırıp mahzene toplamalıydım. Dedemse bana kızıyor neden uyandırmadın beni koş! diye haşlıyordu. Amcamları, evin çalışanlarını herkesi uyandırdım. Aşağı indiler. Dedeme, ben geliyorum yukarıdan bir şey alacağım diyerek mahzenden çıktım. Silah aldım. Sonra nişanlım geldi aklıma. Güvende miydi? Birkaç sokak ötede oturuyorlardı. Onu ve ailesini de mahzene getirmeliyim diye düşündüm. Evin kapısında bekleyenlere kapıyı açmalarını söyledim. İlk başta müsaade etmediler ama anlamışlardı durumu. Dedemin en güvendiği yiğitlerinden olan Hasan Amca beraber gidiyoruz dedi. Yola koştuk hemen. Evleri yakındı. Şehirde birçok noktada duman ve alev vardı. Allah’ım neler oluyordu? Köşeyi döndük, az kalmıştı. Bir anda bir ıslık sesi… Sanki o an bombanın bizim yakınlarımıza düşeceğini hissetmiştim. Hasan amcaya baktım. Üzerime kapandı bir anda. Sonra acı bir yanma…

Savaş, çetin bir şekilde başlıyordu…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir