MASAL

Masal ülkesindeki koşuşturmalarımın ayak izlerini taşıyan bir güne uyandım.

Pazartesi. Modern insanın güne âh u figan ile başladığı haftanın ilk günü. Bir bunalım senaryosu… Neyse.

İşe geç kalmamak adına kahvaltımı çabucak yaparak evden kendimi zor attım. Servis saati yaklaştı ve ben gene geç kaldım. Servise her daim soluk soluğa binmişimdir ve bu dalga konusu olmuştur iş arkadaşlarım tarafından. Bilirsiniz soğuk memur esprilerini, onlardan. Geçiyorum bu faslı, kahramanımızı fazla utandırmak istemem. Servis harekete geçmesiyle beraber, servis şoförümüz Halit’in her zamanki sağa sola patinajları sahne aldı. Bunu hep yapar, bir nevi; “ben iyi bir şoförüm bakın!” mesajıdır bu. Halit ile muhabbetimiz, selam sabahtan öteye geçmemiştir hiç. Hoş, iş arkadaşlarımla da öyle çok iyi muhabbetim olduğu söylenmez. Dünyaya farklı bir pencereden baktığımı söylemişti bir iş arkadaşım, “sen, bizim baktığımız yerin dışında geziyorsun, bu nedenle seninle konuşmalarımız örtüşmüyor, sıkılıyoruz hemencecik.” demişti. Dünya, ne garip bir gezegen, demiştim ben de bu sözün ardından. Garip. Bir insan, her gün farklı masal kitapları okuyarak işe gidemez mi canım, gider tabii, ben gidiyordum işte. Devlet dairesinde memur olarak çalışıyordum, ilkokul kitapların içerikleri ile hemhâl oluyordum diyeyim, siz anlayın. İşe varmıştık, memur kimliğimizin ciddiyetiyle. Bugün, heyecanlı bir gün yaşayacağımı düşündüm. Küçük Prens okuyacaktım mesaimin molasında, heyecanımın bir kısmını ona bağışlıyorum. Odama doğru geçer iken bir çay söylüyorum Ahmet’ten. Ahmet. Uzun boylu, yakışıklı, kara yağız bir delikanlıdır. Babasını henüz bebek iken trafik kazasında kaybetmiş, yatalak annesine buradan kazandığı ekmek parası ile bakıyor. Ahmet, odamın kapısını tıklattıktan sonra içeri girdi, hoşbeş ettikten sonra Ahmet, müdür beyin beni çağırmak için odama geldiğini ve beni bulamadığını söyledi. Hayırdır inşallah diyerek çayımdan bir yudum alıp yarım kalan çayımı masamda bırakarak Müdür Bey’in odasında buldum kendimi. Selam kelam, hâl hatır, sadet;

“Büyük bir görev var sana Mustafa”

“Nedir o Müdür Bey?”

“Seni, yarın Farabi İlkokulu’na talebelere “başarı” konulu seminer vermek üzere göndermek istiyoruz.”

Benim ilkokul çocuklarına yönelik bir seminer vermek için can attığımı kim söylemişti Müdür Bey’e ya da işin doğası bu “arayan derviş..” misali mi? Otoban dolusu düşüncelerimi beynime sıkıştırıp konuşmaya gayret ettim. Kem küm…

“Kabul, tabii ki efendim. İzninizle ben seminer için hazırlıklara derhal başlayayım.” dedim ve müdürün odasından çıktım. Odama geldiğimde kızarmıştım. Heyecanlanma hakkımı kullanmıştım. Hazırlıklarım gecenin geç saatlerine kadar sürdü ve beklenen gün geldi. Farabi İlkokulu’nda bir seminer vermek üzere bulunuyordum. Büyük bir salon tesis etmişler benim için, karşımda cıvıl cıvıl çocuk gürültüsü ve masumiyet gösterisi vardı. Konuşmama büyük bir insanları selamlıyormuş gibi başladım ve birden kontrolden çıktığımın farkına vardım. Belli etmemek adına notlarıma da bakmadım ve seminer doğaçlama ilerledi. Çocuklara bir saat masal anlatmışım bildiğim, sevdiğim ve uydurduğum türlü masallar. Zor durumlarda masal ülkesine sığınırım ben. Kutlu sığınmalarımdan biri daha, buyurun. Her biri şaşkın ördek gibi beni dinliyor ve ufak bir tebessüm dudaklarda. Seminer bitti. Salonda alkış tufanı, o sevimli küçük elleri ile çıkan o tebrik sesleri. Duygulandım. Seminer sonrası bir çocuk yanıma geldi ve şöyle dedi;

“Öncelikle çok teşekkür ederim. Masalın ne olduğunu bilmiyordum ve bunu sizden öğrendim. Genelde tabletimde oyun oynayarak akşama kadar vakit geçirirdim, annem ve babamda çok kızardı.” burada keder sahnesi çekildi ve devam etti; “Masal anlatanım hiç olmadığı için masala ve masal dinlemeye dair hiçbir fikrim de yoktu, bugün siz bize masal anlatarak bizi masal ile tanıştırdınız ve çok mutlu ettiniz.” burada gözleri gülmekten gözükülmeyecek şekilde; “Teşekkürler öğretmenim” dedi ve koşarak arkadaşlarının yanına gitti. Ben donakalmıştım, hiçbir cümle edemedim çocuğun bu cümlelerine karşılık. Mutluluğun vermiş olduğu hareketsiz kalma eylemimi gerçekleştirdim bir süre ve elimi notlarımın içerisinde olduğu çantamın içine attım. Notlarımı elime aldım ve konuyu gördüm;

“Çocukların ev ödevlerini yaparken dikkat etmesi gereken kurallar.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir