MERHAMET

Sabah ezanı okunuyordu. Öyle içten ve samimiydi ki ezan. İstanbul’a gelen turistlerin bu kadim şehirde bulundukları süre zarfında bilhassa sabah ezanı dikkatlerini çekiyor olmalıydı. Çünkü sabah ezanının makamı ile alakalı bir şey duymuştum:

“Sabah ezanı makamı; bir annenin çocuğunu uykudan uyandırır gibi şefkatli.”

İlginç bir benzetmeydi aslında. Doğrudur yanlıştır, Allah bilir, lakin bizi düşündürmesi gerektiren şu değil mi; Anneniz sizi şefkat ve merhametle sabah uykusundan uyandırıyor. Ne hissedersiniz?

….

Bir gün radyonun birinden program için davet almıştım. Yanılmıyorsam Şubat ayıydı. Havada çatır ayaz… Yollarda ise gündüz ıslak olan yerler akşama dona çekmiş, öyle bir günün akşamında heyecanım cebimde ilk radyo yayınıma doğru gidiyordum. Konu önceden haber verilmiş iyice bir araştırma yapmıştım. İlginçti. Tevafuktu belki de. İnsanların akıllarının, ruhlarının bir köşesinde inatla, ısrarla bulunması gereken mühim bir konuydu. Başlıyorduk.

Konu: MERHAMET.

( Bilenler bilir. Yazarken konuyu dağıtır, alakasız yerlere götürür ve en sonunda bir puzzle’da alakasız renklerin bir araya gelmesi gibi hepsini bir araya getirmeye çalışırım.  Ama yazının bu kısmından sonra bunu yapmamaya karar verdim bu seferlik. Çünkü konu mühim. Ama yine de arada kaçamaklar yapabiliriz. Aramızda kalsın.)

İnsanoğlu çeşitli birçok duyguya sahip. Sorsam size; Çeşitli duygulardan sizin aklınıza ilk gelen nedir? Merhamet mi? Aa hayır. Merhameti ben dedim. Ha bir de merhamet değildi ki düşündüğüm, diyenler olabilir. Güldüğünüzü görür gibiyim. Hazır, ‘Merhamet’le konuyu açmışken şuraya merhametin birkaç kelime ile bizdeki uyandırdığı anlamı bırakalım.

Merhamet(Benim Tanımım): Şefkat, tahammül, hatayı affetme ve hata edeni hata ettiği yoldan alıkoyma, sevmek, sevinç, hüzün, mutluluk.

Merhamet(Senin Tanımın): …

(Üşenme, sen de birkaç kelime yaz buraya)

Psikiyatristin biri televizyon yayınında merhametle alakalı şöyle bir söz söylemişti:

Merhamet denilince akıllara acıma geliyor. Acıma yukarıdan aşağıya doğru bir bakıştır. Bir lütüfkarlık içerir içinde. Merhamet ise hepimizin aynı Rabbin kulları olduğumuz gerçeğinden hareketle O’nun Rahman ve Rahim sıfatının insanda bir tür tecellisidir. İnsan merhamet etmekle merhamet bulur aslında. Merhameti sadece böyle pasif bir duygu olarak anladığımız zaman da aslında merhamet duygusuna haksızlık ediyoruz. Yani merhameti bir başkasının acısını hissedip, o acıyla üzülmek olarak ele aldığımız zaman çok dar bir merhamet tanımı yapmış oluyoruz. Merhamet o acıyı hissedip aynı zamanda harekete geçebilmektir. Aktif bir şeydir. Eyleme çağıran bir şeydir. Bu yönüyle baktığınız zaman merhamet; insanlara iyiliği taşımanın en soylu biçimlerinden bir tanesidir.

Şimdi bu psikiyatristin sözlerinden akıl süzgecimde takılan şu oldu. Merhamet eyleme çağıran bir şeydir, dedi. Yani merhamete aksiyon gözüyle mi bakmalıyız?

Haydi en başa dönelim. İlk paragrafta sormuştuk. Anneniz sizi anne şefkati ve merhametiyle uykudan uyandırsa ne hissedersiniz? Herhalde uykunuzdan tatlı bir şekilde uyanırdınız.

Şimdi insanlara bakıyoruz. Hata edeni var, zulmedeni var. Zulme uğrayanı var. Affedilmeyi isteyeni var. Şimdi bizden birilerine merhamet etmek için vesile olmamız istense neye göre karar vereceğiz?

Kime merhamet edeceğiz? Binlerce insanı öldüreni mi? Binlerce insan içinden ölene mi? Hata edip af dileyene mi? Aynı hatayı defalarca yapanı mı?

Konu derin. Mevzu derin. Yazının ilk kısmını böylece bırakalım burada. Eğer yazımızın devamını isteyen olursa iyice düşünür, taşınır bir de danışır hususi sorulara hususi; hususi olmayanı da ileride buradan size yazarız. Ama siz iyice bir düşünün olur mu? En çok da kimi affedeceğinizi değil de, merhametinizi…

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir