RAMAZAN VE BAYRAM

Yirmi yıllık alışkanlıklarını bozmayıp evlerine eşit mesafede bulunan sokak lambasının altındaki bankta, ellerindeki şeker poşetleriyle buluşmuştu, Ramazan ve Bayram.
Yaşları otuza yakın, bir gün arayla doğmuş iki amca oğlunun hikâyesiydi bu.
Ramazan, ismini on bir ayın sultanından almış, Ramazan Ayına veda ederken ailesine, bayram öncesi en güzel hediye olarak gönderilmişti. Bayram ise, Ramazan Bayramı’nın ilk gününde dünyaya gelmiş ve Hâlık’ın en güzel şeker hediyesi olmuştu ailesine. O yıl ki bayram, sanki onun doğumuyla başlamıştı. Bayram, ismini o günden almış ya da o güne ismini vermiş gibiydi. O sene, her iki ailede de çifte bayram yaşanmıştı. Ramazan ve Bayram, o günden sonra bayramlarını hep köyde geçirmişlerdi. Köydeki her bayramın ayrı bir hikayesi olur, bayramda çekilen fotoğraflarla o bayramın hikâyesi köy odasında sergilenirdi.
Her bayram öncesinde, Ramazan Ayı bitmeden bayramlıklar alınır, pideler yapılır, turşular kurulur, baklavalar açılır ve evler temizlenirdi. Bayramın gelişinden kaynaklı hazırlık telaşı, güzelliğinin en anlaşılır deliliydi. Bayram hazırlıklarının ardından heyecanla bayram sabahı beklenirdi. Bayram sabahı, sabah namazına kalkılır, bayram namazı için en güzel elbiseler giyilir ve o kutlu şölen için herkes camiye koşardı. Sabahın bereketli saatlerinde yapılan duaların ardından bayram namazına gidilir ve namazdan sonra camiden çıkmadan herkes birbiriyle bayramlaşır, birbirine tebessüm saçardı. Büyükler, çocuklara verdikleri harçlıklarla çocukları mutlu eder ve mutlu olurlardı. Köy halkı, bayramlaşmanın ardından cami çıkışındaki köy odasına giderdi. Köyün ihtiyarları odaya çıkıp sohbet ederek beklerken, gençleri her evden farklı bir yemek getirir ve köy halkı günün ilk kahvaltısını birlikte yaparlardı. Bayramın neşesi Ramazan ve Bayram, köy odasındaki bayramlaşma ve kahvaltı bittikten sonra önce evlerine gidip anne-babalarının bayramlarını kutlarlar, sonrasında bayramlaşmaya birbirlerinin evlerine giderlerdi. İki evin ziyareti bittikten sonra evlerine eşit mesafede bulunan sokak lambasının altındaki bankta, ellerinde şeker poşetleriyle buluşup köydeki tüm evleri bir bir ziyaret ederler ve bayramlaşırlardı. Ramazan ve Bayram, doğum günlerini her sene böyle kutlarlardı.
Bayram günlerinin yoğunluğu Ramazan Ayı bitmeden hissedilir, tatlı bir bayram telaşıyla başlar ve öyle de geçerdi. Ramazan ve Bayram, Ramazan Bayramı boyunca şeker poşetlerini doldururlar, sonrasında topladıkları şekerleri o sene içerisinde tüketerek Ramazan Ayını ve Ramazan Bayramını sene boyunca anımsarlardı. Çocukların poşetleri şekerle, cepleri harçlıkla, yüzleri de tebessümle dolup taşardı.
Yirmi yıldır süren bir alışkanlığın ve dolu dolu geçen bayramların hikâyesiydi bu.
Yedi sekiz yaşlarından itibaren yaklaşık yirmi yıldır bayramlarını hep köyde geçiren iki amca oğlu, bu bayramda da planlarını ona göre yapmış ve düzenlerini bozmamışlardı.
Ve bir bayram sabahına daha uyanmıştı Ramazan ve Bayram. Sabah namazını eda ettikten sonra yine en güzel elbiselerini giyip heyecanla bayram namazını kılmak için evlerinden yola çıktılar. Babaları ellerinden tutmuyordu bu kez, onlar babalarının ellerinden tutuyordu destek olmak için. Yıl içerisinde farklı şehirlerde yaşayanlar, bayram için köylerine gelmişler ve birbirleriyle ilk olarak bayram namazında buluşmuşlardı. Farklı simalar hakimdi cemaat içinde. Son yıllarda vefat eden ihtiyar sayısının çokluğu ve yeni yetişen neslin varlığı dikkatten kaçmayacak kadar belirgindi. Köyü terkeden gençlerden ve vefat eden ihtiyarlardan sonra azalan cami cemaati nedeniyle köy imamı tayinini istemiş ve gitmişti. Yakın köylerden bayram namazını kıldırmak için gelen emekli İmam Mehmet Amca namazı kıldırmıştı. Yeni yüzlere alışmak bir hayli güçtü ama yine de simalardan aksedilen tebessüm bu güçlüğün aşılması için yeterliydi. Cemaatin sayısının azlığı, bayram için köye gelemeyenlerin ve vefat eden ihtiyarların hüznü tebessümün arkasında saklı açık bir yara izi gibiydi, herkesin görmezlikten geldiği! Namaz bitti ve biter bitmez ayrılanlar oldu camiden. Kalanlar bayramlaştılar. Gidenler selamdan ve tebessümden uzak kaldılar. Geçmişe nazaran köy halkının ekonomik durumu çok daha iyiydi bu bayramda, ama çocukların cepleri dolmadı harçlıkla, tebessümle aydınlanmıyordu büyüklerin yüzleri ve içlerindeki burukluğu gizlemeyi beceren olmadı cemaatin arasında. Camiden çıkınca bütün gözler köyün büyükleri üzerindeydi. Öncü olması beklenen ve ihtiyarlığına binaen isteklerine ve tavsiyelerine saygı duyulan köy büyükleri evlerine yönelince bu bayram ilk kez köy odasına çıkan kimse olmamıştı. Ramazan ve Bayram, kendi evlerinde bayramlaşmayı bitirince ellerinde şeker poşetleriyle birbirlerinin evlerini ziyaret ettiler. Ve bayram bitmişti sanki. Köydeki küslükler ve kopma derecesine gelen akrabalık bağları, gidecekleri ev sayısını neredeyse hiçe indirmişti.
Ramazan ve Bayram, o sokak lambasının altındaki bankta oturup birbirlerinin geçmiş bayramlarını kutladılar, tebessümle o günlere giderek. Ve bir süre beklediler bu şekilde. Çok geçmeden yüzlerindeki tebessümün yolcu olmasıyla bir soru yöneltti Ramazan. “Nerede o eski bayramlar?” deyip kolaya kaçmadan, herkesin düştüğü o basit hataya düşüp suçu eski bayramlara atmadan… “Nerede o eski insanlar?” diyerek sordu Bayram’a, sorulabilecek en zor soruyu. Bayram bekledi biraz, bu soruyu duymaktan memnun değildi, hüzünle cevapladı sonra. “O eski insanlar, o güzel bayramların şöleniyle yolcu oldular, bize de şekerin acısı, zamanın âhiri, insanın küsü kaldı. Hüzün şekeri dağıtır olduk, yüzümüzdeki tebessüm eskiden kalma, o da kalıcı değil.”
Akşam olmuştu, hava kararmış, ellerindeki şeker poşetleri boş kalmıştı. Yüzlerindeki tebessüm hüzün çalmıştı. Evlerine doğru yönelmek için kalktılar ayağa, birbirlerine isimleriyle seslenerek veda ettiler. Kendi ismini duymak ancak bu kadar incitebilirdi insanı! O güzel eski insanlara niyet ederek vedalaştılar, kalplerindeki buruklukla, poşetlerinde doldurdukları mutsuzlukla evlerine gittiler.
İki amca oğlunun hikayesi bayramın güzel kalmasına yetmemişti.
/
O güzel insanlardan olmak, o güzel bayramları yaşamak, o sokak lambasının altındaki bankta elimizde şeker poşetleriyle buluşmak üzere. İsimlerimiz yüreğimizi incitmesin, kalbimiz burulmasın ve poşetlerimiz sadece şekerle dolsun diye dua ederek… Tebessüm ve bayramla kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir