ŞEHİRDEN UZAKTA

Şehrin insanı,

İkibinyüzdoksandört rakımlı Mahya Tepesi’nin kolladığı ufak bir tepenin kuzey yamacından yazıyorum mektubumu. Tabiatla böylesine iç içe bir ortamda yazdığım bu mektubu birazdan internet aracılığıyla göndereceğim. Beş yaylanın manzarasına da hakim olan bu tepeye mantar toplamak amacıyla çıktım. Arefe gününden beri göz açtırmayan yağmur dineli iki gün oldu. Ben de güneşi fırsat bilip dağlara tepelere yollandım. Ormanda bir mantar bolluğu var ki sorma gitsin. Haftaya kadar mantarın her türlüsüne doyacağımı zannediyorum.
Eskiden doğanın edebiyata tesirini fazlasıyla övücülerden idim. Buranın ruhumun şekillenmesindeki payından olsa gerek. İnsan, tabiatı seyrettikçe dilinin türlü sanatlara çözüleceğini düşünürdüm. Şimdilerde bu ziyadesinden fazla övücülüğü törpülüyorum. Haşim’in tavrıyla eski hâlim arasında bir denge tutturmaya karar verdim. Ne Haşim gibi doğayı bir tekrardan ibaret görmeli, ne de abartılı bir övgü uğruna doğayı tahkir etmeli. Lüzumsuz methetmek de hakaretten sayılır, demişler. Misafirini ilk gün sarhoş eden oksijen bolluğunu, göze ziyafet çektiren yeşilin tonlarını ve su sesiyle kuş seslerinden oluşan senfoniyi dile getirmenin bir mahzuru olacağını sanmam. Tehlikeli olan bu hâle aşık olmaktır. Şehirden tiksinmeye varır ki işin sonu, Allah korusun, tahammül kuvvetimiz iflas ediverir. Çünkü şehri de tahkir etmek ayıptır. Sanki farklı bir yerde doğup büyümüşüz gibi davranmanın yeri yok. Doğa zihnin ve bedenin yenilendiği yer, şehirler ise ömrümüzün çoğunu içinde geçirdiğimiz çok odalı evlerdir. Kalabalık, hâliyle de gürültülü evler.

Her sabah, erkenden kalkıp uzunca bir yürüyüş yapmanın umudunu tüketerek geçti günlerim. Bu seneki bu tembelliği izah etmek mümkün değil. Oysa bu yürüyüşlerde yakaladığım o tek anlık değerli kareleri çok özledim. Galiba umudumu bahanelere feda ediyorum. Yarın, yine gün içinde kendime nasihatler vererek dolaşmamak için bu güzel rutine dönmeyi deneyeceğim.

Kafam şu sıralar bir şiirle meşgul. Bilirsin, şehirdeki acelenin burada hükmü yoktur. Zaman daha yavaş akar. Ben de bilerek ağırdan alıyorum. Şehirde, ister istemez, şiir nehri bile hızlı akıyor. Günler sürekli bir yere yetişmeye çalışarak geçiyor. Sanki tempoya ayak uydurmayanlara görünmez kişiler tarafından ceza veriliyor. Zorunlu bir koşturmaca bu. Abartmamak kişinin kendi elinde. Abartmamak lazım.

Bir şeyi iyice anlamak için ona dışından bakmak lazım. Bu mektup da şehirdeki hâlime dışarıdan bir bakış ve tabiatın içinden bir seslenişten ibarettir. Şehirli hâlime uzaktan bir bakış, şehrin büyülü ritmine daha iyi ayak uydurmak adına bir denemeydi. Kendimi denedim.

Sağlıcakla.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir