TREN YOLCULUĞU

II.

                                                           “Gitmek, insanın güzellik arayışından olur, insan güzeli aramak ve dâhi bulmak için gider.” (Gitmek Üzerine)

“Hayat, türlü yeniliklere ve güzelliklere her daim gebedir. İnsan dediğin konar-göçer ve gitmekli olandır. Arayışı ve merakıdır insanı değerli kılan. Bir yolculuk hâli, bizi meraklarımız ve arayışlarımız ile buluşturur. Arayış ve merakımız, yolculuğumuzun en büyük rehberidir.”

Trendeki yataklı vagondaki yerime yerleşir yerleşmez küçük defterime bu küçük notları aldım. Küçük defterimi ve yazmayı çok seviyorum. Fırsatını bulduğum an hiç kaçırmadan hemen sarılırım kalemime ve bir küçük notlar zincirlerini birleştirirken bulurum kendimi. Bu beni anın içinde saklı tutar ve anın içerisindeki nüfuz alanımı artırır. Böyle düşünürüm.

Tren hareket edeli on dakika oldu. Annemin, babamın ve kardeşimin gözlerindeki uğurlama merasimini karşılayalı tam on dakika… Erzincan’ımdan, ailemden ve arkadaşlarımdan ve dahi o güzel çocukluğumun yurdundan ilk ayrılışım. Üniversite dönemi de dahil olmak üzere bütün eğitim hayatım, ailemin yanında geçti. Annem ve babam beni uzakta okutmak istemediler. Ben hem okudum hem çalıştım hem de eve gelirken sevinç getirdim hep. Köyde işlerimiz hep çok oldu, yardım ettim anacığıma köy işlerinde. Kardeşimin derslerini çalıştırırken öğretmen; babamı severken hep saygılı evlat olmaya çalıştım. Kır yaşamını bilirsiniz, iş çok olur, o işlerin hengamesinde boğulmamak için bir omuza her zaman ihtiyaç duyulurdu. Ben de bir omuz olmaya her daim gayret ettim.

Okul serüvenim… Yavuz Öğretmen, ilk sınıf öğretmenimizdi. O en güzel ve üretken öğretmen, şirin köyümüzün okulundaki tek öğretmendi. Her iş gelirdi elinden ve ben her işi onun elinde severdim. Hayranlığım; gayretine, bize bakışındaki samimiyete, sevgisine ve işine olan saygısınaydı hep. O günden itibaren hep öğretmenlik hayali ile yaşadım. Okul yolundaki kedilere dâhi anlattım öğretmen olmayı ne  çok istediğimi ve hayallerimi bu yola sabitledim. Hayallerimin yolunda basılmadık yer bırakmayarak üniversite sınavında sınıf öğretmenliğini kazandım. Nihayet şimdi öğretmen oldum ve ilk görev yerim olan Ankara’ya gidiyorum.

Anılarımı, masadaki dağılan kağıtları toplar gibi topladıktan sonra yolu seyretmek için doğruluyorum masadan. Havada grilik ve yağmuru çağıran bulutlar var. Rahmetin ayak seslerini duyduktan sonra, ağaçların selamlaması ve kuşların gökteki dansını seyretmek, hüznümü katlayıp sevinci getiriyor yüzüme. Yolculuğun kaç türlü hâli var acaba, diye düşündüm. Dünyadaki her canlının bir yolculuk hikâyesi olmalıydı, evet, buna güçlü bir şekilde inandım. Yağmur, cama dokunur dokunmaz içime güzel bir serinlik doluştu. Bu serinlikle birlikte yağmuru bir kez daha sevdim.

En güzel sahnenin ortasında reklama giren heyecanlı dizilerdeki gibi tren garındaki o son veda, yolculuğun sevinçli seyrini böldü. Vedanın kaç türlü hâliyle hesaplaştım yol esnasında saymadım ama şunun farkına vardım; vedalar insanı sarsıyor imiş. Hem de sekiz şiddetinde. Annemin, babamın ve Mustafa’mın yüzlerinde saklayamadıkları hüznü hatırladım. Hüzün ki bizim ailenin en büyük sermayesidir. Hüzünlü sevinçlerimiz ve kayıplarımız ile yaşamak hep umrumuzda oldu.

Yağmur dindi. Uyku melekeleri üzerime doluştular fakat uyumak yerine sırt çantamdaki termosa uzandım ve bir kahve içmeye karar verdim. Kahveyi yudumlarken defterime notlar almaya karar verdim. Defteri açtım ve yeni bir sayfaya şöyle bir başlık attım; “TREN YOLCULUĞU”…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir