VEDALAR ÜZERİNE

Ayrılık ondan koşarak uzaklaştığımız ancak bizi aniden yakalayıveren bir gerçek olarak çıkıyor karşımıza! Onun bu zamansız, paldır küldür gelişine teslim olmaktan başka çaremiz kalmadığını kavradığımız anda asıl zorluk başlamış oluyor. Ne bir firar mümkün ne de mecburiyet yüklü bir kabullenme! Arafta kalakalmışsın ama direniyorsun.

İnsan varlığın kıymetini yokluğunda anlayabilmesiyle tanımlanan bir varlık. Genellikle yakınmalar ise bilinen bu özellik üzerinden gün yüzüne çıkıyor. Bizler birbirimize bitmek bilmeyen bir azimle sürekli tavsiyelerde bulunuruz. Sağ iken sevgimizi esirgemeyelim der dünya hayatının kısalığından söz ederiz. Kırmayalım, sinelerimizi hoyratça yıpratmayalım deriz. Acaba bu tavsiyeleri öncelikle kendimize söyler, nefsimize kabul ettirebilir miyiz? Bu bizler için epey maharet gerektiren bir iş olsa gerek.

Hayatın akıp giden hızı içinde kimi zaman yakınlarımızı, eşimizi, dostumuzu ihmal ediyoruz. Bu duruma sebep olacak gerekçeleri sunup bir-nevi vicdan rahatlatma oyunu oynadığımızda oluyor. Oysa şu kısacık ömür; sebeplere sarılarak, işi, aşı bahane ederek hissiz dünyanın koynunda yapayalnız kalarak heba edilecek bir süre zarfı değildir, olmamalıdır da. Hayat bu ya; gün geliyor, zamanını bekleyen ayrılık kapıyı çalıveriyor. Kainatta veda şarkıları terennüm ediyor ve dilde bir ah kalıyor, yüreği keşkeler mesken ediyor. Zaman ve mekan sessizlik yüklü bir figâna sarılıyor. Hüznün iliklerine kadar yerleştiğini anladığın anda geçmiş güzel günlerin kısa kısa özetleri geçiyor zihin sinemasında. Gözler, kalp ile temaşâsının sonucunda vazifesini ifâ ediyor.

Hüzün yüklü vedaların gönülde açtığı oyuklara anılar yerleşip kök salıyor, mazinin dalları yeşeriyor. Geçmiş zamanın saadet dolu günlerine doğru akıp giden hatıra gemisinin yolculuğu insanı uzak diyarlara alıp götürüyor. Hatta o günlerle barışık yahut kavgalı olunsa bile yeniden yaşıyormuş hissiyatı ruhun derinliklerinde beliriyor. Ayrılıkla bu nisbette muhatap olan kişinin ruhunda duyduğu ince sızının tarifini yapmaya lügatler, kelimeler yetmiyor. Bu hissi yaşayan insan güruhunun ortak paydası birbirini anlayabilme üzerine oluyor. “Yaşayan bilir” realitesinin üzerinden asırlarca birbirine destek olmaya çabalamış beşerin ayrılık üzerinde tecrübeleri mevcut olsa bile, ömür bakiyesinde karşılaşacağı veda evresinde ne yapacağını bilemediği oluyor. Neticede omuz yükü olduğu kadar kalp yüküne de sahiptir insan, ömür boyu ağır aksak adımlarla taşır yüklerini. Vedalar üzerine, sözünde yükünü tutmuş olan insanın arda kalan bedeni ve ruhu; yapayalnız kalıyor gibi gözükse de onun yaşam serüveninde bir merhale olarak yerini alıyor. Böyle böyle ruh yaşını büyütüyor insan, hayat sokağının yollarından geçerken ömrünü tüketiyor, bir kere misafir olarak bulunma şansının olduğu dünyadan yüklerini azaltarak ağır adımlarla usul usul geçip gidiyor. Gün geliyor kendi vedasını ediyor ardında kalanlara.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir