YARIM DOKTOR CANDAN EDER

-I. Bölüm-

Fatma, 35 yaşında doktora gitmekten korkan mı korkan bir ev hanımıydı. Başı ağrıdığında anne-babasından gördüğü gibi başına patates sarma tedavisini (!) uygulardı. Bu tedavi baş ağrısını geçirmez ise, bir tane Parol atardı. Böylece baş ağrısı bir saat sonra geçmiş olurdu. Başı ağrıdığında hiç aksatmadan bu tedavi yöntemini uygulardı.

Fatma’nın oğlu Yavuz bu sene liseye başlamış, kendine verilen sözü -yani internet ve bilgisayar alma sözünü- iyice dillendirmeye başlamıştı. Babası Kemal de gecesini gündüzüne katmış, önce bilgisayar için gerekli parayı denkleştirmiş, ardından eve internet bağlatmıştı. Tabii tüm bunları alırken oğlunun olur olmaz yerde bilgisayarı kullanmayacağına dair söz almıştı. Yavuz bilgisayar ve internete kavuşunca kendinden geçti, çok mutlu oldu. Anne ve babasına teşekkür etti.

Kemal sabah erkenden işe, Yavuz da okula gidince internette Fatma’nın emrine amade beklemekteydi. Fakat Fatma, bu gâvur icadının nasıl kullanıldığını bilmiyordu. “Yavuz gelince nasıl kullanıldığını sorayım. Herkesin annesi interneti kullanıyor, benim neyim eksik!” diye düşündü.

 

-II. Bölüm-

Yavuz okuldan gelince ellerini yıkamadan, hatta yemeğini yemeden, üstünü başını çıkarmadan bilgisayarın başına geçmek için odasına koştu. Bunu gören Fatma, Yavuz’a kızdı. “Daha ilk günden bu böyle yaparsa, ooo, işimiz var!” diye söylendi. Birlikte sofraya oturdular, Yavuz yemeğini hemen yedi ve bilgisayarın başına geçmek için annesine; “ellerine sağlık anne!” bile demeden doğruca odasına seğirtti. Annesi arkasından gözlerini kısarak, kaşlarını çatarak baktı. Fakat şevki kırılmasın diye üstünde durmadı.

Fatma, ev işlerini bitirmiş, Yavuz odasında ne yapıyor diye bakmak üzere yanına gitti. Aslında asıl amacı Yavuz’a bakmak değil, Yavuz’dan bilgisayar kullanmayı öğretmesini istemekti. Yavuz, milenyum kuşağı çocuğu, dijital yerlilerin en son modeliyken; Fatma 80’li yılların nostaljik insanıydı, dijital göçmendi. Oğlundan bilgisayar kullanımı için iltica talep ediyordu. Yavuz annesinin isteğine önce nazlandı, olmaz falan dedi ama annesinin baskı ve tehditlerine dayanamayarak (annesinin elinde müthiş bir otorite gücü vardı) isteğini kabul etmek zorunda kaldı. Artık Fatma da dijital vatandaş olabilme şansını elde etmişti. Fatma’nın kat etmesi gereken daha çok yol vardı.

 

-III. Bölüm-

Fatma artık her gün yarım veya bir saat boyunca oğlu Yavuz’dan bilgisayar kullanımını öğreniyordu. Fatma, Yavuz’un Kemal’e de bilgisayarı öğretmesi için baskı yapmasına rağmen Kemal Bey, kafasını böyle şeylere yormayı hiç istemiyordu. Zaten işten yorgun geliyordu, bir de şu mereti öğrenmek için başını ağrıtamazdı. Bilgisayara bir işi düşerse oğlu ne güne duruyordu! Hallediverirdi. O, koltuğu ve televizyonuyla çok mutluydu. Bir de üstüne çay ve meyve gelirse tadından yenmez bir akşam oluyordu Kemal Bey için.

Bilgisayarın alınmasından tam bir ay geçmiş ve Fatma Hanım internet dünyasında belli başlı aramaları yapabilecek seviyeye gelmişti. Özellikle Youtube videolarını çok beğenmişti. Temizlik yaparken, yemek pişirirken açtığı Arabesk müzikleri, son dönem pop şarkıları kulaklarının pasını şöyle bir siliyordu. Ev işlerini bitirdiğinde okkalı bir kahve yapıp bilgisayarın başında çevrim-içi (online) bir şekilde Youtube’un nimetlerinden faydalanmaya devam ediyordu. İnternette en sevdiği şey sağlık videolarıydı. Birkaç sene sağlık videolarını izlese çekirdekten yetişen alaylı bir doktor olması içten bile değildi. Hiç olmazsa eczanede kasaya bakacak kadar bilgisi olurdu.

“B-a-ş  a-ğ-r-ı-s-ı-n-ı-n  s-e-b-e-p-l-e-r-i  n-e-l-e-r-d-i-r?” Youtube’a yavaş ve yanlış tuşlamadan sakince yazmış, sayfaya düşen videoları büyük bir ilgi ile izlemişti. Fatma Hanım, videolardaki tavsiyeleri elinde kâğıt-kalem not tutar olmuştu. Yavuz gelene kadar –gelmesine bir saat kadar vardı- hastalıklara dair pek çok videoyu izleme imkânı oluyordu. Bir yanı ağrısa bile Youtube’da ilacı vardı. Doktora gitmeye ne gerek vardı ki! Ağrıları arttığında Kemal Bey; “Haydi doktora gidelim!” dediğinde iyileşmiş numarası yapardı; fakat çektiği acının haddi hesabı olmazdı. Derdinin devası bir video izlemekten geçiyordu oysa (!). Ertesi gün hemencecik bir video izliyor, geçmiyorsa diğer videolar, o da olmadı başka videolara bırakıyordu kendini. Doktora gitmeye ne gerek vardı canım!

-IV. Bölüm-

Yavuz, okuldan döndüğünde annesini yere baygın halde buldu. Ne yapacağını şaşırdı, babasını aradı. Babası; “Hemen 112’yi ara ben de geliyorum.” dedi. Yavuz ambulansı aradı. Ambulans çok bekletmeden geldi, yolda ambulans şoförüne hangi hastaneye gittiklerini sormayı akıl etti. Şehir Merkez Hastanesi’ne gidiyorlardı. Babasını arayarak gittikleri hastaneyi söyledi. Yarım saat sonra hastaneye varmışlardı. Hastane acil kapısında babası kendilerini bekliyordu. Fatma’yı hemen içeri aldılar.

Doktorların ilk belirlemelerine göre Fatma’nın beyninde küçük bir tümör olduğu tespit edildi. Tümörün seviyesi henüz tehlike boyutunda değildi. Ancak sık sık baş ağrısı belirtileri ile tümörün kendini belli ettiği bir rahatsızlıktı. Doktorlar hastanın kendini ihmal ettiğini, bu yüzden vücudunun çok hırpalandığını, eğer bu vakitte hastaneye gelmeselerdi tümörün çok daha tehlikeli boyutlara varacağını Kemal Bey’e söylediler. Birkaç saatlik ameliyatla tümörü alabilirlerdi. Kemal Bey ağlamaklı oldu, daha bu yaşında Fatma’sının bu rahatsızlığı onu çok üzdü. Kendisini toparlamaya çalıştı. Fatma hastane odasında kendine gelmişti. Oğluna ve hanımına bir şey belli etmeden içeri girdi. Hanımının halini hatırını sordu, gözlerinin içine bakarak tebessüm etti.

Fatma Hanım, evde temizlik yaparken bayılmıştı. “Aslında sabah çok iyiydim. Ama birden ne olduysa kuşluk vaktine doğru başım ağrımaya, beynim zonklamaya başladı. Diğer ağrılardan farksızdı. Doktorların dediği yöntemleri uyguladım. Biraz geçer gibi oldu ama kendimi bir anda kaybetmişim. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendimi hastane yatağında buldum.”

Kemal Bey: “Fatma, kendine hiç dikkat etmiyorsun. Dikkat etmediğin gibi hastane lafını duyunca kaçacak delik arıyordun. Başın ağrıyınca gelmedin, bayılınca geldin. Şimdi iyi mi oldu ha! Kabahat ben de ya, seni zorla hastaneye götürmeliydim.” diye düşündü. Fakat söyleyemedi. Artık olan olmuştu. Bir an önce sağlığına kavuşması için moralini iyi tutmak gerekiyordu.

“Nasılsın hanım, iyi misin?”

“İyi Kemal, çok şükür iyiyim. Ne dedi doktorlar, hemen çıkacak mıyım?”

“Bismillah hanım, hastaneye geleli daha ne kadar oldu. Seni iyice bir tetkik edecekler. Bu gece buradayız.” diye hafif bir tebessüm ile sıkıntısını belli etmeden vaziyeti söyledi Kemal Bey. Fatma Hanım itiraz edecek gibi oldu ama Kemal Bey’in bakışlarından sonra tenezzül edemedi. Çaresiz bu gece hastanede kalacaktı. Oysa videolarda her şeyi pek güzel anlatıyordu. Baş ağrılarını geçirmesi gerekiyordu ya artık ne yapalım, katlanacağız.

Fatma Hanım, hastanede baş ağrılarıyla kıvranırken de videolarda öğrendiği uygulamaları tatbik etmek istiyordu. Doktorların tedavilerinin kendi tedavisiyle aynı neticeyi verdiğini düşünen Fatma Hanım, beyninde küçük çaplı bir tümör olduğundan henüz habersizdi. Tümörün iyi mi yoksa kötü niyetli mi olduğunu videolar da söyleyemezdi. Söyleyemedi de. Fatma Hanım tümör rahatsızlığının yanında internet çağı hastalığı siberhondrik hastalığına da yakalanmıştı. Allah, Fatma Hanıma sıhhat versin. Seni videolar dünyasından Türk hekimlerine emanet ediyoruz Fatma Hanım.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir