Yeni Yıl Terennümü

İntiharı kafasına takmış birisi, yaşıyor olmasının kadrini iliklerine kadar hisseder. Onun hafifliğini, yoklukta bir hiç olmanın hayrının olmadığını da iyi bilir. Bundan olsa gerek kendisi dışındaki herkesi, kadri bol olanın zıddıyla tehdit etmesi. “Dediklerim yerine gelmezse, elimdeki tek değerli şeyi feda edeceğim!” demenin kendince müspet bir yolu sayar intiharı.

 

Ya da saymaz, emin değilim. Fakat bir kesimin öteki kesime, bir topluluğun karşıdakine, bir oluşumun berideki düşman gördüğü oluşuma karşı tutunduğu tavrı bir de böyle okumak istedim. Yani bunlara birer deli saçması, hüsnükuruntu gözüyle bakmakta serbestsiniz. Nasıl olsa birkaç asırdır aklımız seferde. Öyle ya da böyle, dibe vurup duruyoruz. Yeniden vurmamız da an meselesi. Hep öyle öldük, biraz da böyle ölelim bari.

 

“Eyvah! İki kesimi birbirine düşürecekler“ den tutun “falanca narenciye bizi galeyana getiriyor” a kadar, hatta “bunlar şucu!” ithamı da dâhil, birer hüsnükuruntu, deli saçması, aklımızdaki nöral çetelerin oyunu değil mi? (Değil diyenler müstesna, ötekilerle devam edelim.) Bu tarz söylemler, olmak istemediğimiz halde olduğumuz yerin hissettirdiği, maalesef ki dile itiraf ettirmediğimiz fakat yüreğimizin kıyısında o biçim duran düşüncelerin ürünü. Varlığın kökeni harekettir diyor Endülüslü bilginimiz. Dolayısıyla, var olduklarını -yokluktan korkuyu, bir andan sonra bu kadar berraklaşmışken tekrar tarihin raflarına kaldırılmayı hak edecek derecede dezenformasyona uğradıklarını iyi bildiklerinden olsa gerek- ispatlamak, mühürlemek istiyorlar. Öteki şunu dedi, o halde o kötü birisidir kakofonisi bir “biz” oluşturmak için karşı tarafa çamur sıçratmanın kitlesel yöntemi gibime geliyor. Bir çeşit formüle etme biçimi. Nasıl olsa kültür dediğimiz şey bütün iyi yönlerine rağmen, çoğu kez de karanlıkta yaşamamıza neden olan değerler, gelen-eklenen falan filanlar da olabiliyor. Bu da öyle.

 

Bize durmadan “herkes kendi evinin önünü temizlesin” bıdı bıdısını uyduranlar, muhtemelen bir başkasının evinin önünü temizlemenin kadrini iyi bildikleri halde gerçeğin üzerini bile bile gizleyenlerdir. Başkasının yerine temizlemek, başkası adına bağırmak, başkalarının hakkı için didinmek, başkaları düşerken bir tekme de kendisi atmamak. Bunların kadrini, kıymetini, işlevini iyi bildiklerinden olmalı ki, hakkı bile bile tartaklamayı denediler. Ziyanı yok, inananlar için kutsal metinlerin tümü hakkı bile bile gizleyenlere azabı da, ateşi de, rezil rüsva olmayı da vaadediyor. En çok onlara, bilhassa onlara.

 

Konu nereden buraya geldi? Anlatacaklarım bunlar hiç değildi. Şey diyecektim, Homeros’tan beridir insanlık savaş suçundan vazgeçmedi. Tarihsel, toplumsal genimiz midir ne? Bundan sonra da vazgeçmeyecek. Sembolik savaşla da olsa, bir yığın öteki oluşturarak da olsa melanet cephelerini varlığının gücü adına açmayı sürdürecek pek değerli insan ve insanoğulları.

 

O vesile ile biten 2018 yılını nefretle uğurlar, yaklaşan 1984 yılını çaresizce beklerim. Yeni felaket yılımız, distopya ritüelimiz hayırlı olsun, ne diyelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir