YEŞİL Mİ DENİZ

 

-çocukluğuma-

“Yeşil Deniz” tabiri ne zamandır toplumumuz içerisinde dolaşıyor, tam kestiremiyorum. İtiraf edeyim, benim literatürüme katılmasını, hayatımıza pek çok şeyin girmesine neden olan televizyon sağladı. Yayın hayatına 2014 yılında giren bir televizyon dizisinin isminin yeşil deniz olması, ilk işittiğimde yüzümde bir tebessüm oluşturmuştu. Bilenler ve bilmeyenler için; bu dizi hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Doksanlı yıllarda Ödemiş’in “Yeşilova” kasabasında geçiyor. Dört kafadarın başlarına gelen, daha doğrusu başlarına açtıkları işler, sevdaları, acıları, neşeleri, bölge insanının samimiyeti eşliğinde anlatılıyor. Benzeri yapımları arasında Ege ağzını, gerçek Egelilerin konuşmalarına en yakın şekilde yansıtanı olduğunu bir Egeli olarak söyleyebilirim. Sanırım bunu sanat yönetmeninin başarısı olarak görebiliriz, bir diğer olumlu etkiyi de oyuncuların çoğunun İzmir doğumlu olması sağlamış olabilir. Dizinin asıl türü komedi fakat güldürmeyi iyi yaptığı gibi farklı duyguları; hüznü, samimiyeti, saflığı,  aşkı, karmaşayı, yokluğu, yoksunluğu, yoksulluğu yansıtmada da oldukça başarılı olmuşlar. Senaryo konusunda bazen teklemeler olsa da izlenilesi bir dizi. Özellikle kendimde gördüğüm bazı hislerin dizide olması, bende ayrıca güzel bir etki bıraktı. Bu satırları dizinin eleştiri yazısı olsun diye kaleme almadım, sadece diziden örnek vererek gitmek istedim. Diziyi izlemeyenler için spoiler niteliğinde bir bilgi olabilecek, benim söylemek istediğim mevzuya girişi sağlayacak örneği vermenin vakti gelmiş olmalı sanırım.

Şöyle ki; dizinin Yeşilova’da büyüyen karakterleri deniz birkaç saat uzakta olmasına rağmen ne yüzme biliyorlar ne de doğru düzgün denizi görmüşler. Denize duyulan hasreti özellikle Sedef karakterinin üzerinden başarılı bir şekilde anlatmışlar. Sedef karakterinin sürekli İsmail’e “Evlendikten sonra İzmir’de yaşayacağız değil mi?” diye sormasının nedeni traktör kazası yaptığı bölümde anlaşılıyor. Senaristin, flashback (geriye dönüş) ile anlatmayı tercih ettiği: Sedef’in çocukluğunda kayboluşu ve boş bir sulama havuzunun içerisinde, yüzmeye çalışırken bulunması, bulunduğu zaman babasına “Baba, deniz hemen şu tepenin ardında dediler, ben denize gidecektim ama, yürüdüm yürüdüm denizi bulamadım, ben de burada yüzüyorum, sen yüzme biliyor musun?” demesiyle izleyiciye bu hasreti oldukça güzel anlatmayı başarmış. Bunun konumuzla ne alakası var diyecek olursanız, kendimle ilgili kısaca bilgi vermek gerekecek. Ben, Manisa’ya bağlı olan Gördes ilçesinin küçük bir dağ köyünde dünyaya geldim. Ailem çiftçilikle uğraştığından yaz aylarımız hep koşuşturmakla geçiyordu. Yani genellikle insanların serinlemek ve tatilin tadını çıkartmak amacıyla denizlere akın akın gittiği, Türkiye turizminin binlerce kilometre uzaklardan ülkemizin sıcak denizlerine gelen turistler aracılığıyla canlandığı dönemlerde bizler yeşil denizin içerisinde koşuşturmakla meşgul oluyorduk. Okul için bulunduğum Eşme ve Ankara’da birçok yakın arkadaş edindim, belki de onca arkadaşım arasında yaşadığı yer denize en yakın olan bendim ama arkadaşlarımın deniz kenarında çekilmiş küçüklük fotoğrafları olmasına rağmen ben ilk defa denizi on yedi yaşımdayken gördüm. Evet evet, yanlış duymadınız on yedi! Eşme’de okurken İzmir’e düzenlenen bir gezi de ilk defa İzmir’e gittiğimde, otobüs Bornova sahiline paralel devam eden yoldan geçmişti. Hatırlıyorum, o esnada oldukça heyecanlanmıştım. Denize bakabilmek için yerimden doğrulunca etrafımda kimsenin istifini bozmadığını fark edince içimde bir burukluk olmuştu.  Benim doğup büyüdüğüm köyün denize uzaklığı iki buçuk veya üç saat aralığında. Yeşil Deniz’deki kasaba Ödemiş’e bağlı olduğuna göre denize uzaklığı bir buçuk saat dolaylarında olmalı. İşte benim -öznel olarak- bu diziye olan olumlu kanaat notumu oluşturan en büyük etki de tam da bu. Dizinin senaryosunu, oyuncuları, bölge ağzını başarılı bir şekilde aktarmaları ve saire sebepleri saymasam dahi dizinin çekimi için Ödemiş’in tercih edilmesi kanaat notumu oluşturma aşamasında önemli bir yer ediyor. Çünkü daha önce televizyonda birçok Ege dizisi yayınlandı, ben birkaçına rast geldim. Gördüğüm kadarıyla dizilerde hep Muğla veya İzmir’in bir sahil köyü tercih ediliyor, Ege’nin doğal güzelliklerinin arasında genellikle güzel bir esas kızımız ile yakışıklı bir esas oğlanın –ki genellikle sarışın, mavi gözlü aktörler seçiliyor- aşkları anlatılırdı. O diziler şöyledir veya böyledir demekten ziyade Yeşil Deniz’in seçtiği farklı ve zor yolun güzelliğini anlatmak için bu satırları sıraladım. Hâsılı kelâm, Yeşil Deniz’in seçtiği yol benim gönlümü almaya ve geçmişle bir muhasebe yapmama yetti. Benim gibi Ege’nin iç kesiminde, köylerde doğup büyüyen çocuklar deniz konusunda benimle aynı kaderi paylaşır mı bilemem fakat dizinin senaristlerinin bu konuda hatırı sayılır bir gerekçeleri olmasaydı bunu dizide işlemezlerdi diye düşünüyorum. Çocukluğumda “şu dağın arkasında” muhabbetini arkadaşlarımla yaptığımı da hatırlıyorum. Neyse ki Sedef kadar cesur bir çocuk değilmişiz de anne babalarımızı endişelendirecek çılgınlıklar yapmamışız o vakitlerde.

Yazıyı benimle aynı kaderi paylaşan “Yeşil Deniz”in çocuklarına selam ederek bitirmek istiyorum. Selam olsun o çocuklara…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir